Huseyin’s Daily Blog

“Ya olduğun gibi görün; ya göründüğün gibi ol !..”

‘Güncel Haber - Yorum’ Kategorisi için Arşiv

GDO’lu diyet tarifleri

Yazan: huseyinsaglam 20 Kasım 2009

Haliyle panik halindesiniz… “Nasıl anlarız? Genetiği değiştirilmiş organizma yemekten nasıl kurtuluruz?” filan.

Şöyle…

 

*


Annaneniz öpülesi elleri parçalanırcasına, ovalaya ovalaya tarhana yaparken, siz, “Aman annane be, boş versene” deyip, marketten hazır çorba alıyordunuz ya… Annane rahmetli oldu ve siz, o tarhananın tarifini annaneden alıp, bir kenara yazmadınız ya… İşte o nedenle, siz, genetiği değiştirilmiş organizma yemekten kurtulamazsınız maalesef.


*


Ne verirlerse…

Onu yiyeceksiniz.


*

Kız evlat yetiştiriyorsunuz, en iyi okullara gönderiyorsunuz… Piyano çalıyor, İngilizce konuşuyor, Grammy alanları tek tek biliyor. Bilmeli… Ama alt tarafı limon, şeker ve su kullanıp, limonata yapmasını bilmiyor! Yoğurdu çırpıp, ayran yapamıyor, ayran… İşte o nedenle, kızınız, genetiği değiştirilmiş meşrubat içmeye mahkûm maalesef… Torunlarınız da.


*


Zahmet edip sütlaç yapmadığınız için, kek yapmaya üşendiğiniz için… İçinde ne olduğunu bilmediğiniz gofretleri, mısır patlaklarını kemiriyor sizin oğlan! Hamur tutmayı, şöyle mis gibi ıspanaklı bi börek yapıp, çantasına koymayı bilmediğiniz için, hamburger bağımlısı oldu. Tahin-pekmezi “köylü işi”, vıcık vıcık yağ fışkıran kremaları “modernite” sandığınız için, daha 10 yaşında ayıya döndü, yuvarlana yuvarlana yürüyor, tıkanıyor, merdiven çıkamıyor.


*


Size zor geliyor ama, zor mu evde yoğurt yapmak? İstanbul’un güneşi müsait değil, anlarım, zor mudur İzmir’de, Antalya’da, Adana’da evde salça yapmak?
Şikâyet edip duruyorsun, içine katkı maddesi konuyor, zorla beyazlatılıyor diye… İster tam buğday unundan, ister çavdardan, hakikaten zor mudur evde ekmek yapmak? Bütün ailen kabız… Tonla para verip, abuk sabuk ambalajlı-meyveli saçmalıklardan medet umacağına, niye öğrenmiyorsun kabak tatlısı yapmayı?


*

Güya, çoluğunu çocuğunu düşünüyorsun, taze taze yesinler diye, pazara gidiyorsun… Eğri büğrü biberlere, doğal olduğu için tuttuğunda ezilen domateslere ağız burun kıvırıyorsun, hormonlu, tornadan çıkmış gibilerini alıyorsun… Ne işe yaradı senin pazara gitmen?


*

Kocanız da, bu satırları okuyup, size akıl verecek şimdi… Söyleyin ona, ukalalık etmesin, götürün aktara, hatmi çiçeğiyle zencefili birbirinden ayırt etsin, ondan sonra konuşsun!


*

Enginar, börülce, radika, cibes pişirmekten haberin yok; gazetelerin tiraj almak için kıçından uydurduğu kıçımın uzmanlarından fıldır fıldır brokoli tarifleri öğreniyorsun… Brüksel lahanası yiyerek mi AB’ye gireceğini sanıyorsun?


*

Çin’den bal getiriyorlar mesela… Taaa Arjantin’den, Meksika’dan bal getiriyorlar. Neymiş efendim, içinde genetiği değiştirilmiş organizma olabilirmiş falan… İçinde tavuk ibiği, maymun kulağı olmadığına şükredin! Ben iddia ediyorum… Kaşla göz arasında frankeştayn ürünlere kapıları açan arkadaşlarla, Amerikan çiftçilerinin avukatı profesörlerimiz, sırf karakovan balına sahip çıksa, Şemdinli’de, Pervari’de terör bile azalır, terör bile.


*

Uzatmayayım.
Mutfak genetiğimizi kaybettik biz.


*

Elin adamı, mısırdan, soyadan, domatesten önce beynimizin DNA’sını değiştirdi!
*

Hurrraaa diye köyden kente göçerken, dışarda tıkınmayı şehirleşme zannettik. Ambalajlı ürün tüketmeyi, zenginleşme zannettik.


*

Dolayısıyla, ya kafayı değiştirip, özümüze döneceğiz… Ya da ne verirlerse onu yiyeceğiz.

Yılmaz Özdil / Hürriyet

Yazı kategorisi: Güncel Yorum, Sağlık, Yaşam | Etiketler: , , , | » yorum bırak;

2009 Kurbanlık Baskül Fiyatları

Yazan: huseyinsaglam 10 Kasım 2009

İşte kurbanlık hayvanların baskül fiyatıEdirne Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği Başkanı Emin İnağ,”Kurbanlık koçun baskül fiyatı 11 TL olarak belirlendi” dedi.

İnağ, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Kurban Bayramı nedeniyle uzman ve ilgili kişilerden oluşturulan ”Kurbanlık Canlı Hayvan Baskül Fiyat Tarifesi Teknik İhtisas Komisyonu’nun” bir toplantı düzenleyerek kurban fiyatlarını belirlediğini bildirdi.

Kurban fiyatlarının belirlenmesinde besicilerden ve çiftçilerden gelen önerilerinde dikkate alındığını anlatan İnağ, şunları söyledi:

”Birlik yönetim kurulumuzca onaylandığı şekliyle, kurbanlık canlı hayvanların bu yılki baskül kilogram azami satış fiyatları küçükbaş canlı hayvanlardan koç için 11 TL, Keçi için 6,00 TL, büyükbaş canlı hayvanlardan dana için 9,00 TL, İnek için ise 7,00 TL olarak belirlenmiştir. Çiftçi kesiminden gelen öneriler dikkate alınarak varlığı tükenme tehlikesi ile karşı karşıya kaldığı için sakıncalı bulunduğundan bu yıl dişi koyun ve düve için fiyat verilmemiştir.”

İnağ, üreticilerin kurbanlık hayvanlarını pazara sevk ederken bazı kuraklara dikkat etmesi gerektiğini belirtti.

Özellikle pazara getirilen hayvanların mutlaka veteriner hekim raporunun olması gerektiğini ifade eden İnağ, şunları söyledi.

”Tarım ve Köyişleri Bakanlığımızın uygulamalarına göre üreticilerimizin, kurbanlık hayvanlarını pazara sevk ederken zorunlu olarak, İl ve İlçe Tarım Müdürlüklerinden pasaport, menşei ile veterinerlik belgelerini almaları ve mutlaka yanlarında bulundurmaları gerekmektedir. Önemli bir konuda sağlığa uygunluk ve sağlığımızdır. Bu nedenle, ilgili makamlarca belirlenen kesim yerleri dışında kurban kesilmemesi önem arz etmektedir.”

-”ÜRETİCİ TEŞVİK EDİLMELİ SÜT TÜKETİMİ ARTIRILMALI”

Son yıllarda et fiyatlarının aşırı arttığını anlatan İnağ, bu artışı hayvan sayısının azalmasına bağladı.

Özellikle bu durumun önüne geçilmesi için üreticilerin teşvik edilmesi gerektiğini ifade eden İnağ ”Türkiye’de bence ilk önce hayvan bakıcıları desteklenmeli, teşvik edilmeli. Süt fiyatları çok düşük seviyelerde. Süt tüketimi yok denecek kadar az. Bu nedenle insanlar hayvanlarını satıyor. Üretici teşvik edilmeli süt tüketimi arttırılmalı. Ancak o zaman hayvanlarımız çoğalır ve fiyatlar düşer” dedi.

Edirne’de son 5 yıllık kurbanlık canlı baskül fiyatları (TL olarak) şöyle:

 

YIL KOÇ DİŞİ KOYUN KEÇİ DANA DÜVE İNEK
2005 5,50 4,00 3,75 5,00     - 4,00
2006 6,00 4,50 4,00 5,50     - 4,00
2007 6,50 5,00 4,50 6,00     - 4,50
2008 7,00 5,50 5,00 6,80     - 5,00
2009 11,00    - 6,00 9,00     - 7,00

Yazı kategorisi: Ekonomi, Güncel Haber - Yorum, Yaşam, haber | Etiketler: , , , , , | » yorum bırak;

13 Kasımda vizyona girecek filmler

Yazan: huseyinsaglam 10 Kasım 2009

Yapım: 2009 ~ ABD ,  Kanada

Tür: Aksiyon ,  Bilim Kurgu ,  Dram ,  Gerilim

Oyuncular: John Cusack ,  Amanda Peet ,  Danny Glover , Thandie Newton ,  Woody Harrelson

Yönetmen: Roland Emmerich

Senaryo: Roland Emmerich ,  Harald Kloser

Yapımcı: Roland Emmerich ,  Harald Kloser ,  Mark Gordon

Görüntü Yönetmeni: Dean Semler

Görüntü Yönetmeni: Harald Kloser

Dağıtım: Warner Bros

Filmin Websitesi: http://www.sonypictures.com/movies/2012/

Süre: 2 saat 17 dk

Gösterim Tarihi: 13 Kasım 2009 (Türkiye)

Büyük bütçeli felaket filmlerinin değişmez yönetmeni Roland Emmerich yine benzer bir yapımla karşımızda. Bazı teorisyenlere göre 21 Aralık 2012 tarihinde dünyanın sonunun geleceğini öngören Maya medeniyetinin bu öngörüsünün doğru çıktığı bir geleceğin anlatıldığı 2012 adlı filmde insanların hayatta kalma mücadelelerine tanık oluyoruz. Filmin kadrosu oldukça sağlam: John Cusack , Thandie Newton , Woody Harrelson , Amanda Peet , Danny Glover , Oliver Platt ve Chiwetel Ejiofor ilk göze çarpan isimler.

================

Turnuva

Turnuva

Dünyanın en acımasız 40 katili bir turnuvada buluşur. Bol kanlı ve tiksindirici bir turnuvaya hazır mısınız?

===============================

Suluboya

Suluboya

Cihat Hazardağlı ’nın yönettiği ve Sarp Alemdaroğlu, Haluk Bilginer, Savaş Dinçel ile Cansel Elçin ’in oynadığı The Watercolor – Suluboya , 13 Kasım 2009 ’da Haz-Art Production tarafından vizyona çıkarılıyor.

Resme çok yetenekli olan 12 yaşındaki Marco ’nun hayalleri, babasının onu bir gün üç sokak ressamı ile tanıştırmasıyla bambaşka bir boyuta geçer. Marco, ressamların birlikte büyüttüğü 18 yaşındaki resim öğretmeniLorella ’ya aşık olur fakat Lorella suluboya resmi küçümseyen bir sanat koleksiyoncusuna aşıktır. Marcogeleceğin en büyük suluboya koleksiyoncusu olmak için bulduklarını biriktirmektedir.

Yazı kategorisi: Güncel Haber - Yorum, Yaşam, film | Etiketler: , , | » yorum bırak;

Biz çağın kirlettiği defolu müslümanlarız…

Yazan: huseyinsaglam 29 Ekim 2009

Miracın konuğu kutlu habercinin, Efendimiz’in (a.s) adını bildiğimiz ve bilmediğimiz, sayısı yalnızca Rabbimizce malum olan Peygamberlere imamlık yaparak namaz kıldırdığı kutsalımız, ilk kıblemiz affet bizi.

Biz gafletteyiz.

Biz “Mallarınız, çocuklarınız ve zarara uğramasından korktuğunuz ticaretiniz, sizi Allah yolunda cihad etmekten alıkoymasın” ayetini okuyan ama gereği gibi amel edemeyen defolu Müslümanlarız.

Günlük meşguliyetlerimiz, hayatın debdesi ve nefsimizin arzuları peşinde koşan, kalpleri Allah anılınca titremeyecek kadar katılaşmış garip müminleriz. Belki de teslim olduk diyebilecek kadar Müslüman ama Allah ve Resulü’nün sevgisini her şeyin üzerinde tutacak kadar kalbimizde iman yerleşmemiş, çağın kirlettiği Müslümanlarız.

Anam babam sana feda olsun Ey Allah’ın Resülü diyenlerin hikayelerini dinleyip gözyaşı döken ama sonra ekranlara gömülüp kendinden geçen Ahir zaman Müslümanlarıyız biz.

Namazından lezzet alamayan, kalbi Allah’ı zikretmekle itminana eremeyen defolu Müslümanlarız biz.

Yattığı hasırın izi sırtında beliren Peygamber’in, Müslüman her şeyin en iyisine layıktır safsatasına kanan, marka Müslümanlarıyız biz.

Gazze’yi ekranlarda izleyip sonra da yatıp uyuyabilen ahir zaman Müslümanlarıyız biz.

Sabah namazlarına üşengeçlik yapıp sonra da en büyük cihadı yaptığını zanneden tembel Müslümanlarız biz.

Orucu aç kalmak, iftarı ziyafet çekmek zanneden ahir Müslümanlarıyız biz.

Kadınlarımız şatafatlı, erkeklerimiz sonradan görme bizim.

Allah’a karşı olan mesuliyetlerini, amirine karşı olan mesuliyetlerinde önde tutan, bulunduğu makam ve mevkileri ebed müddet sürecek zanneden pervasız Müslümanlarız biz.

Vefat ettiğinde kefeni ve elbisesinden başka bir şeyi olmayan, evlatlarına ve ümmetine İslam’ı miras bırakan Peygamber’in, mal mülk sevdalısı ucuz Müslümanlarız biz.

Onun için Ey Aksa, işte onun içindir ki; sende yalnızsın.

Onun için Şeyh Raid Salah yalnız.

Onun için Heniyye yalnız, Meşal yalnız.

Onun için sana bir Selahaddin gibi sahip çıkamıyoruz.

Affet bizi Ey Aksa, Affet bizi Ey Aksa’nın gerçek sahibi…

Biz kirlendik, şimdi sadece belki temizleniriz diye sadece ağlayabiliyoruz.

Sadece ağlıyoruz, belki affolunuruz diye!

Affet bizi Ey Aksa…

Affedin bizi Aksa’nın muhafızı Ey Filistinliler…

Ali Öztürk / Boyuthaber

Yazı kategorisi: Güncel Yorum | Etiketler: , , , | » yorum bırak;

İran pazarlığı mı?.

Yazan: huseyinsaglam 6 Ekim 2009

Milli Gazete Yazarı Mustafa Özcan son BM toplantısını değerlendirdi…

Genel Kurul`da vaktini aşsa da Kaddafi olumlu şeyler söyledi. Sözgelimi, 1945 yılında Cemiyet-i Akvam yerine kurulan Birleşmiş Milletler`in 64 yıl içinde 65 harbi ve savaşı önleyemediğini dolayısıyla başarısız bir kurum olduğunu söyledi. Gerçekten de ABD, başarısız devletleri hedefine alıyor ve onları tedip etmeye çalışıyor da neden BM gibi başarısız bir kurumu hala ayakta tutuyor ve onu reforma tabi tutmuyor? Acaba bedel ödemek istemiyor da ondan mı? Aslında, Kaddafi ciddiye alınır veya alınmaz ama konuşmasında Obama için yol haritası sundu. Yol haritasında Güvenlik Konseyi`nin güvenlik değil terör konseyi olduğunu ve gündemlerini, terörle ve baskı ile dünyaya dayattıklarını söyledi. Konsey üyelerinin veto haklarının ve yetkilerinin ellerinden alınmasını ve BM`nin daha adil bir uluslararası kurul haline getirilmesini istedi. Kaddafi sanki üçüncü dünya ülkeleri adına Genel Kurul`da bir savunma yaptı. Bu savunmayı bakalım beş büyükler dikkate alacak mı? Yoksa `eski tas eski hamam` demeye devam mı edecekler? Kaddafi uluslararası düzene yüklenirken ve adaletsiz yönlerini gözler önüne sererken Nejad da AP`ye yapmış olduğu açıklamalarda İsrail`in varlığını sorgulamış ve Filistinliler adına bir savunma yapmıştır. 64`üncü Genel Kurul toplantılarında Obama da bir konuşma yapmış ve konuşmasında ezcümle dünyanın değişme vaktinin geldiğine işaret etmiştir. Lakin bu değişmesi gereken alanın mahiyetini ortaya koymamıştır. Bulanık bırakmıştır. Yine Kaddafi gibi beğenelim veya beğenmeyelim bunun mahiyetini de Nejad ortaya koymuştur. Nejad esasında sözleriyle Obama`yı tamamlamış ya da eksiğini telafi etmiştir. Nejad dünya siyasetinin değişmesinin vaktinin geldiğine işaret etmiştir.

Bununla birlikte Obama dünyayı değil İran`ı değiştirmeye çabalıyor ve Genel Kurul`u da bunun için aktif bir minber haline getirmiştir. En azından İran`a yeni yaptırımlar için Rusya`nın desteğini almaya çalışmıştır. Esasında son sıralarda İran`ın gıyabında onunla ilgili uluslararası bir pazarlığın kotarıldığına dair çokça ipuçları ve işaretler alınıyor. Bunlardan birisinde İsrail Başbakanı Netanyahu, 14 saatlik gizli bir misyon için Rusya`ya gitmiştir. Burada İran pazarlığı yapıldığı açığa çıkmıştır. Rusya`nın İran`a İskender veya S 300 füzeleri satmaması konusu gündeme gelmiştir. Yine Rusya tarafı İsrail`in İran`a yönelik niyetlerini öğrenmeye çalışmış ve nabzını tutmuştur. Polonya ve Çek Cumhuriyeti merkezli olarak ABD`nin Rusya`ya yönelik füze kalkanı projesi de yine Genel Kurul toplantıları öncesinde rafa kaldırılmıştır. Bunun üzerine Medvedev ağız değiştirmiş ve İran`ın doğru bir tavır sergilemesi için nükleer faaliyetleri karşılığında ona teşvikler rejimi uygulanmasını istemiştir. Bununla da kalmamış şunları söylemiştir: ” Genellikle yaptırımlar tersi sonuçlar da doğurabilmektedir. Lakin bazen yaptırımlar gerekli de olabilmektedir…” Obama-Medvedev görüşmesinde şöyle keskin bir sonuç çıkmıştır: Ya nükleer faaliyetler askıya alınacak ya da keskin yaptırımlar yürürlüğe girecek… Ya nükleer program ya acı reçete. Ya devlet başa ya kuzgun leşe der gibi. Bu konuda ABD ve Rusya`nın tavrı stratejik ise İngiltere ve Fransa`nın tavırları da taktik sayılmalıdır. Onların da ABD`den daha keskin oldukları varsayılabilir.

Hatta doğru bir ifade ile Şirin Abadi, İngiltere`nin İran halkının demokratik tercih ve seçenekleriyle ilgilenmediğini varsa yoksa kafasını nükleer programa uyarladığını söylemiştir. Tespit yenden göğe kadar haklıdır. Batılılar İran`a tamamen nükleer gözlükle bakıyorlar. İngiltere Başbakanı Gordon Brown, Genel Kurul`da kazara karşılaşması halinde Nejad`la tokalaşmayacağını ifade etmiştir. Sarkozy ise uluslararası toplumun İran`ın nükleer programı karşısında sessiz kalamayacağını söylemiştir. Bütün bunlar, `İran`ın etrafındaki çember daralıyor mu?` sorusunu akla getirmektedir. Bir yılını doldurmaya doğru yol alan Obama hiçbir alanda tam başarı sağlayamamıştır.  Afganistan ve Irak gibi savaş alanlarında başarısızdır ve Afganistan Vietnam`la mukayese edilmektedir. Barış alanı olarak sahneye çıkan Filistin-İsrail cephesinde de Netanyahu`nun inatları yüzünden yol alınamamaktadır. Hem savaş hem de barış alanlarında tıkanma yaşanmaktadır. Geriye İran ve Kuzey Kore gibi gri alanlar kalmaktadır. Hiçbir alanda başarı sağlayamayan Obama gri alanda çözüm üretmeye çalışmaktadır. Bunun için Rusya ile al gülüm-ver gülüm politikası yürütmektedir. İran da Rusya bağlamında arkasını sağlama alamazken 12 Haziran sonrasında iç cephesi de kırılgan bir halde bulunmaktadır.

Boyuthaber

Yazı kategorisi: Güncel Haber - Yorum, Güncel Yorum, Siyaset | Etiketler: , , , , | » yorum bırak;

Marmara kaynıyor Silivri`de gaz var.

Yazan: huseyinsaglam 6 Ekim 2009

Güney Asya”da son bir haftada meydana gelen tayfun, tsunami ve depremler, İstanbul”la birlikte Akdeniz kıyılarını da tehdit etmeye başladı. Tekirdağ”ın da izlenmesi gerekiyor.

Uzmanlara göre, Pasifik tabakası, diğer plakaları harekete geçirince Kuzeydoğu Fay Hattı gerildi. Bu nedenle İstanbul ve Akdeniz kıyılarının da deprem riski altında olduğu belirtildi…

Bugün gazetesindeki habere göre, dünya depremler ve tsunamilerle dolu bir hafta geçirirken, uzmanlar Pasifik tektonik tabakasının diğer plakaları harekete geçirdiğini, bu nedenle İstanbul”un da deprem tehdit altında olduğunu açıkladı. Geçtiğimiz hafta Filipinler”de tayfun, Samoa”da deprem ve tsunami, Sumatra”da şiddetli deprem yaşandı.

Uzmanlar, afetlerin son değil başlangıç olduğu konusunda hemfikir olurken, 400″ü aşkın can alan Ketsana”nın vurduğu Filipinler”de dün de Parma tayfunu ve 6.5″lik deprem, Tonga ve Samoa”da ise 6.3″lük yeni depremler yaşandı.

Singapur”daki Nanyang Üniversitesi”nden Sismolog Karry Sieh, 200 yılın en büyük afetleriyle karşı karşıya olduğumuzu belirtirken, Sumatra”daki Talang, Tandikat ve Merapi volkanlarındaki hareketliliğe dikkat çekti. Prof. Sieh, tayfunlar ve volkanik patlamalar, Samoa ve ABD”deki depremleri de felaketin ayak sesleri olarak yorumladı.

AKDENİZ KIYILARI TEHLİKEDE

Prof. Sieh, “Sumatra”nın önündeki Pasifik tektonik tabakası Endonezya”nın üzerinde bulunduğu Sunda levhası altında itiliyor. Levha bir yılda 8 santim çöktü. Yeraltındaki hareketlilik büyük felaketlere gebe. Plaka 10 metre çöktüğünde diğer fayları herekete geçirecek” dedi. Pasifik tektonik tabakasındaki hareketliliğin yol açtığı doğal afetler sonucu, Güney Doğu Asya”da son bir haftada 2 bin kişi hayatını kaybetmişti.

Bu arada, Alman Jeolojik Araştırmalar Merkezi”nden Prof. Rainer Kind de “İstanbul”u büyük deprem bekliyor. Kuzeydoğu Anadolu Fay Hattı gerilime neden oluyor. İstanbul”un dışında Türkiye”nin Akdeniz kıyılarından Tibet”e kadar tüm bölge tehlikede” dedi.

DiĞER BÖLGELERi TETiKLEDi

Alman Jeolojik Araştırmalar Merkezi”nden Prof. Rainer Kind, Asya”da meydana gelen depremlerin diğer bölgeler için de risk oluşturduğuna dikkat çekti. Prof. Kind, “İstanbul ve Türkiye”nin Akdeniz kıyılarından Tibet”e kadar olan bölge tehlikede” dedi.

MARMARA KAYNIYOR, SİLİVRİ”DE GAZ VAR

Denizin 1239 metre altına inerek fayın rontgenini çeken Prof. Naci Görür, “Marmara fokur fokur kaynıyor. Tekirdağ ve Silivri açıklarında ise gaz ve su çıkışları var” dedi…Marmara Belediyeler Birliği”nce düzenlenen “Deprem ve Deprem Sonrası” konulu panelde konuşan deprem uzmanı Prof. Naci Görür, “Marmara Denizi”nin altı fokur fokur kaynıyor. Tekirdağ çukurundan Silivri açıklarına kadar izlenmesi gereken gaz ve su çıkışları var” dedi. Panelde, Marmara”da yaptığı araştırmalar hakkında bilgi veren Prof. Dr. Görür, şöyle devam etti:

TEKİRDAĞ İZLENMELİ

“Marmara, dünyanın en riskli bölgelerinden biri. Denizin altında fayın röntgenini çektik. Marmara”nın 1239 metre altına indik. Yetkililer tarafından izlenmesi gereken gaz ve su çıkışları gördük. Marmara”nın altı fokur fokur kaynıyor. Özellikle Tekirdağ çukurundan Silivri açıklarına kadar olan kısımda ciddi gaz çıkışları var. Gaz ve su çıkışı olan yerlerde acilen istasyonlar kurulup, sürekli izleme yapılmalı. Deprem bir anda gelmez. Uzun bir süreçle gelir ve bu süreç doğru takip edilirse, büyük yıkımların ve acıların önüne geçilebilir.”

Prof. Görür, “Biz bilim adamıyız ve araştırma yapıyoruz. Araştırmalarımızı bile incelemeyen bazı insanlar, karşı açıklama yapıyorlar. Deprem konusunun tartışma yerleri TV ekranları değil, bilim platformlarıdır. Medyaya da halka da uyarıda bulunuyorum, bu kişilere aldanmayın” dedi.

KOLONLAR ÖLÜME DAVETİYE ÇIKARIYOR

Sakarya”da incelemelerde bulunan Tohoku Üniversitesi Afet Araştırma Kontrol Merkezi Müdürü Prof. Dr. Masato Motosaka, Türkiye”deki depremlerin binalara zarar vermesinin temel nedeninin, binaların yapım aşamasındaki detayların eksikliğinden kaynaklandığını söyledi.

Motosaka, Adapazarı”nda orta düzeydeki binaların yerine 2 katlı binaların yapıldığını görünce büyük şok yaşadığını belirtirken, “Binaların bitişik nizam olması en büyük tehlike. İki binanın birbiri ile çarpışması sonucu yıkımlar oluyor. Kolonların çoğu dikdörtgen şeklinde. Binaların yatay yöndeki hareketlerinin eşit kuvvette olması lazım. Türkiye”de buna dikkat edilmiyor. İki yöndeki kuvvetlerin eşit olması gerekiyor. Bu kare şeklinde kolanlar yapılarak aşılabilir” dedi.

Boyuthaber

Yazı kategorisi: Güncel Haber - Yorum | Etiketler: , , , , | » yorum bırak;

Dikkat Ailenizi Koruyun Eska Kombo Alarm Cihazı

Yazan: huseyinsaglam 6 Ekim 2009

eskaaaa

ESKA KOMBO HEM DOĞALGAZ HEM DE KARBONMONOKSİT’İ ALGILAYAN GAZ ALARM CİHAZI.

KARGO BİZDEN 49 TL + KDV

ÇOK KISA BİR SÜRE İÇİN PROMOSYON FİYATINDAN SATIŞA SUNULMUŞTUR.

İLETİŞİM İÇİN

servis
0216 3133852
0216 3133854

www.eskabobin.com

veya

www.sahibinden.com

Adresinde yer alan karbonmonoksit testi videomuzu izlemeyi unutmayın. Eska Kombo 275 ppm lik karbonmonoksit gazı bulunan ortamda, 2 kere yeşil ışığını yakıp söndürdükten sonra (yani karbonmonoksit algılama moduna geçtikten hemen sonra) alarm vermeye başlar. Modlar ile ilgili teknik bilgiler aşağıda yazılmıştır.

Eska firması olarak bu sene 20. yılımızı kutladık. Doğalgaz piyasasına hakim konumuyla Türkiye’de ilk olan proeleri ile Eska doğalgaz piyasasına yön veren bir firmadır.

Son 5 yıldır Türkiye çapında, yeni yapılan apartmanları %90′ında Eska’nın bir ürünü muhakkak bulunmaktadır.

1.5 senelik Ar-Ge çalışması ile yarattığımız son ürünümüz olan ESKA Kombo Alarm Cihazı yine Türkiye’de üretilen HEM KARBONMONOKSİT GAZI HEM DE DOĞALGAZ’I algıyan ilk ve tek üründür.

Bu kadar uzun bir Ar-Ge süreci kapsamlı testleri test ekipmanı teminini kapsamaktadır. Ne yazık ki Türkiye’de karbonmonoksit ölçen test ekipmanına sahip tek firmayız. Ek olarak kendi yazılımını yazabilen cihazı EN 50291 (Avrupa Birliği Karbonmonoksit Cihazları Standartı) ve EN 50194 (Avrupa Birliği Doğalgaz ve LPG cihazı Standartı) göre ayarlayan tek firmayız.

Özellikle şunu belirtmek isterim, satın aldığınız dedektörler ile ilgili gözünüzün önünde test yapılmasını veya test videosunu isteyin. Piyasada çok cihaz var ama hayat kurtaracak teknik yeterliliğe sahip olanı az.

Cihazın sahip olduğu fark yaratan özellikler.

1)

3 Kademeli Karbonmonoksit Algılama Özelliği.

Uluslar arası literatürde karbonmonoksit orta düzeyli tehlike sınırı olarak 400 ppm lik bir derişim öngörülmektedir.

Eska Kombo

300 ppm ve üstü karbon monoksit derişiminde hemen ötmekte
100 ppm lik karbon monoksit derişiminde 12 dk. sonra ötmekte
50 ppmlik karbonmonoksit derişiminde 70 dk sonra ötmektedir.

50 ppm lik derişim ortam hava kirlili sınırı olup cihaz bu seviyede bir hava kirliliği yakaladığında kırmızı ışınğını yakarak kullanıcıya ortam havasının kirli olduğunu ve havalandırılması gerektiğini söyler. Ortam havalandırılmamışsa 70 dk bekleyip ötmeye başlar ve ortamın havalandırılması gerektiğini yada az miktarda bir karbonmonoksit kaçağı olduğunu belirtir.

100 ppm lik derişimde aynı özellik 12 dk sonra aktif olmaktadır.

2)

Eska kombo doğalgazda ayrı karbonmonoksitte ayrı alarm verir.

3)

Eska kombo arıza durumunda sarı ışığını yakarak kullanıcıyı bilgilendirir.

4)

Eska Kombonun gaz algılama sistemi önce doğalgazı arkasından karbonmonoksiti algılamak üzerine dizayn edilmiştir. Yaklaşık 1 dk aralıklarla iki gazı da sıra ile algılar.

Eska kombonun yeşil güç ışığı ne zaman karbonmonoksiti algıladağını ne zaman doğalgazı algıladığını kullanıcıya görsel olarak gösterir.

Yeşil ışık 1 kere yanıp söndüğü zaman doğalgazı algılamaya başlar yaklaşık 45 sn sonra yeşil ışık 1 kere yanıp söner ve doğalgaz algılamayı bitirir.

Arkasından Yeşil ışık 2 kere yanıp söner ve karbonmonoksit gazını algılamaya başlar yaklaşık 70 sn sonra yeşil ışık 2 kere yanıp söner ve karbonmonoksit gazını algılamayı bitirir.

Arkasından tekrar doğalgaza döner ve döngüye yeni baştan başlar.

Yazı kategorisi: Güncel Haber - Yorum | » yorum bırak;

Kürtlere açılım ve kapanım

Yazan: huseyinsaglam 2 Ekim 2009

Kürt sorunu var mıdır? Ortada bir sorun olduğu kesin ve bu sorunun bölgedeki Kürt nüfusu doğrudan ilgilendirdiğini de biliyoruz. Sorunu farklı şekillerde tanımlamak mümkün olsa da, tanımın içeriğinde yer alacak hususlar hemen hemen aynıdır. Dolayısıyla bu soruna biz “devlet sorunu” da diyebiliriz, “terör sorunu” veya “doğu sorunu” da demek mümkün. Hatta konuyu daha geniş bir açıdan ele alarak, “Kürt sorunu” nu, dünyanın son yüzyıldaki ideolojik yönelimleriyle de ilişkilendirebiliriz. Sorunu tanımlamayla ilgili kavramsal tartışmalar, meselenin konuşulmasını engelleyici özellikte olduğu için, elini taşın altına koymak niyetinde olanların bu engele takılmamasında fayda var.

Peki, “Kürt sorunu” kimindir? Sorun öncelikle devletin ve oligarşik bürokrasinin sonra da emperyallerindir. Çünkü bu sorun; sözgelimi, töre cinayeti veya kan davası gibi toplum yapısının doğurduğu sosyolojik veya kültürel bir sapma değildir. Son ikiyüzyıldır dünyayı yönetmekte olanların ortaya koyduğu küresel değerlerin, kriterlerin ve ilkelerin bizi getirdiği nokta sorunların da başlangıcıdır. Bu başlangıçta, onlarca sorunla tanıştık: Kürt sorunu, Terör sorunu, Güvenlik sorunu, Kardeşlik sorunu, Ötekileştirme sorunu…

Millet sorunun neresindedir? Toplumsal davranış kalıbı haline gelmemiş kimi yanlış davranışları saymazsak, Türküyle, Kürdiyle, Zazasıyla, Arabıyla milletimizin hepsi “Kürt sorunu”nun dışındadır, sorunun doğrudan aktörü değildir. Bu coğrafyada halkların birbirini ötekileştirme alışkanlığı yoktur; tersine yanıbaşındakini komşu, dost, hemşeri bilme kültürü vardır. Onun için de bu coğrafyada kapalı etnik yapı kalmamış, herkes birbiriyle akraba, hısım olmuştur.

Açılım ve kapanım meselesi. Dolayısıyla yıllardır milletine güvenmekte zorlanan zihniyetin şimdi zorunlu görevi “açılım”  ve “değişim”dir.  “Açılım” milletin değil yönetimin eksiğidir; tamamlaması gerekir. İyi niyetli girişimleri desteklemek, işte bunun için gereklidir ve siyaseten de doğrudur. Ancak, imaja dönük medya çalışmalarıyla sorun çözülmez, somut adımlar şarttır.

Sorunun çözümü kendimizde ve değerlerimizdedir. Bölgedeki soruna dair hükümet tarafından açılım adıyla ortaya konulanlar, bundan 20–25 sene öncesinde, aydınlarımızın ve siyasetçilerimizin dile getirdiklerinden daha geridedir. Bunu anlamak için gazete arşivlerine ve TBMM tutanaklarına bakmak yeterlidir. Henüz ne DTP, ne AK Parti mesela Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın sorunun tespiti ve çözümü noktasında söylediklerini söyleyebilme noktasından çok uzaklar. Üstelik Erbakan Hocamızın o gün söyledikleriyle bugün hükümetin söylemek istedikleri arasında da ciddi bir referans farkı bulunmaktadır. Erbakan, kendi medeniyet, inanç ve kültürümüzden yola çıkarak çözümler sunarken bugün hem DTP hem de AK Parti, sorunu tanımlarken ve çözüm önerirken maalesef dış yönlendirmeli paketlerle karşımıza çıkmaktadır. Çözüm bölgenin kendisindedir, kendimizdedir, kendi değerlerimizdedir.

Ceberutluk yerine merhamet devleti. Saadet Lideri Prof. Kurtulmuş’un da geçtiğimiz hafta, basına yansıyan açıklamaları hükümetin açılımına göre daha yerli, reel ve sonuç alınabilecek özelliktedir.  Kurtulmuş açıklamasında, Türkiye’nin, faili meçhullerle, din ve vicdan hürriyetini ortadan kaldıran yanlış uygulamalarla, ceberut devlet anlayışının diğer alanlardaki yansımalarıyla mutlaka yüzleşmesi ve kirli eylemlerin faillerinin mutlaka en ağır şekilde cezalandırılması gerektiğini söylüyor. Meselenin “tamamen ekonomiyle alâkalı olduğuna, Kürtlere iş ve para verildiği takdirde bütün sıkıntıların ortadan kalkacağına ilişkin iddialara da karşı, meselenin, “ceberut devlet” boyutuna özellikle dikkat çekiyor ve “bölgede yaşanılan insan hakları ihlallerinin hesabı sorulmadıkça, yürekler rahat etmez” diyor ve “Dağdan inenlere para yardımında bulunmak gibi uygulamaların faydası olmaz; iş vereceksin. Bunun için de, neoliberal politikaları terk edip, bölgeye kamu yatırımları götüreceksin” diye ekliyor. Ona göre çözümün özeti: “ceberut” (ya da zorba) devlet anlayışından vazgeçip, “Şefkat Devleti” anlayışına yönelmektir.

Bölgeyi sadece hükümetin imaja dönük açılım politikalarıyla bir süre daha avutmak çözüm olmadığı gibi hiçbir şey olmamış gibi “sorun morun yok” söylemi de maalesef çözüm değildir. Çözümü geciktirmek bazılarının işine gelebilir ama bizim işimize gelmez. Dolayısıyla sesimizi daha yüksek çıkarmak, ne dediğimizi daha anlaşılır şekilde söylemek ve çizgimizi belirginleştirmek zorundayız. Bu bizim işimiz, vekalet veremeyiz.

Erol ERDOĞAN/10Yazar.com

Yazı kategorisi: Güncel Haber - Yorum, Güncel Yorum, Siyaset | Etiketler: , , , | » yorum bırak;

Ortak ATM uygulaması

Yazan: huseyinsaglam 30 Eylül 2009

Bankalararası Kart Merkezi koordinasyonunda çalışmaları yapılarak 1 Ekim’de faaliyete geçecek Ortak ATM uygulamasında kart kullanıcıların merak ettiği en önemli konulardan bir tanesi işlemlerde komisyon alınıp alınmayacağı!

Kart kullanıcılarının bulundukları bölgelerde paraya acil ihtiyaç duyduğunda ihtiyacının giderilmesi ve kart kullanıcılarına kolaylık sağlamayı amaçlayan ve bankamatik aramayı sona erdiren Ortak ATM uygulamasında komisyon alınacak.

Bankamatiklerden para çekme ve bakiye sorma işlemleri gibi işlemler belli bir komisyon karşılığında gerçekleştirebilecek. Uygulamada alınacak komisyon oranı her bankanın kendi inisiyatifine bırakılmış durumda!

Altın Nokta ve Ortak Nokta ve bunlarla beraber bu sisteme dahil olmayan toplam 26 bankanın iştirak ettiği Ortak ATM uygulaması kamuoyunda komisyonsuz gibi algılanıyordu. Bankalararası Kart Merkezi BKM bu konuya sitesinde açıklık getirdi.

Ortak ATM, kart kullanıcıların ihtiyaç duyulduğunda hayatını kolaylaştırmayı, cadde, sokak bankamatik aramayı sona erdirmeyi amaçlıyor. Yetkililer uygulamanın her bankanın kendince belirlediği komisyon karşılığında kullanacağını, her işlemin bir maliyeti olduğunu belirttiler…

Bankamatiklerden çektikleri paralar için komisyon ödemeyi istemeyen müşteriler yine kendi bankalarının ATM’sini arayacak.

Hakan GÖKSEL’in haberi / Haber 7

Yazı kategorisi: Ekonomi, Finans, Para | Etiketler: , , , , , | » yorum bırak;

TUZU KURU İSLAMCI ERKEKLER

Yazan: huseyinsaglam 25 Eylül 2009

İslami kesimin uzunca bir süredir değişim sürecinde olduğu herkes tarafından ifade edilip kabul görmekte. Değişimin bir terakki mi yoksa yozlaşma ya da asimilasyon mu olduğu konusu ise her bir kesim ve kişi tarafından farklı yorumlanmakta. Değişim süreci tüm hızıyla devam ederken yapılan analiz ve eleştirilerin kadın odaklı oluşu dikkat çekicidir. Sanki bu cenahtaki dönüşüm sadece kadın çerçevesinde yaşanmaktadır gibi bir algılayış ve değerlendirme hakimdir. Portrede bir başına sekülerleşen ve değişiveren İslamcı kadın görülmektedir. Tüm durum tespit ve kritiği kadın üzerinden yapılmaktadır. Buna paralel ortaya konulan eleştiri oklarının hedefi de bu durumda kadın olmaktadır. Bu olguyu sorgulayan İslamcı erkeklerin, kendi kategorilerindeki kadınlara yönelik suçlamaları çoğu kez nezaket ve özeleştirinin ötesine geçme durumunda olmuştur. Bu acımasızca yapılan muhalefetin rasyonel olabilmesi için değişen İslamcı kadınları eleştiren, değişmeyen İslamcı erkekler gibi bir tablo olması gerekmektedir. Oysa İslami kesim içerisinde kadın ve erkek olarak değil toplu bir başkalaşım yaşandığı gerçeği yazık ki bazıları tarafından görülmedi ya da görülmek istenmedi.

 

Çok mu değişmişti bu kadınlar. Babaları, ağabeyleri, kocaları oldukları yerde aynen eskisi gibi kalmışlardı da kızlar, kardeşler, karılar mı farklılaşmıştı? Bir başına mı yaşanmıştı başkalaşım. Bu erkekler her şeye rağmen eskisi gibi kalmışlardı da kadınlar mı öteki olmuştu? Eğer bu iddia doğruysa bile neden sadece kadınları öğütmüştü bu tek dişi kalmış canavar. Ama gerçekten de öyle miydi!

 

Bu kızlar niçin peruk takıp okumaya karar vermişlerdi. Okul kapısında başlarına geçirdikleri kleopatra modeli, koyu renk yapay kıl demetiyle çok güzel göründükleri için mi? Ya da yaz kış demeden giydikleri kapalı yaka badilerle çok rahat ettiklerinden mi? Okul yolunda peruğu evde unutma endişesiyle sık sık çantayı kontrol etmelerin, bir takıntıya dönüşmesi onları mutlu ettiği için mi. Sıcak günlerde terletici peruk etkisiyle başların süzülen terlerin tüm bedenlerini kaplaması ihtimali olabilir mi! Ortaya çıkan kızarıklıklar, isilikler..

 

Bazı kızlarsa, ilk günlerin kızgınlığıyla okula saçlarını kazıtıp geldiklerinde çok mu mutlu olmuşlardı.

 

Bütün bu kızlar kimlik bunalımına girerken, çantalarındaki peruk onlara bir düşman gibi görünürken, geceler boyu sessizce ağlarken neredeydi İslamcı erkekler.

 

Kızlar içerisinde peruk kullanmalarını kariyerlerini olumsuz etkilediğini fark edip çıkaranlar da azımsanmayacak oranda oldu. Perukla okumanın getirdiği zorluklar karşısında önce başını açan, sonra kapalı kıyafetleri açılan kızlar da az da olsa mevcuttu. Peki tüm bunlar yaşanırken İslamcı erkekler neredeydi değişmeden hangi noktada durmaktaydı?

 

İş güç, kariyer sahibi olduktan sonra başörtü sebebiyle okulu bırakan eski sevdiklerine sadık kalıp onlarla mı evlenmişlerdi, yoksa yeni konumuna uygun diplomalı, açık kızlarla mı? Çoğu İslamcı erkek “açık ama inançlı” diye nitelediği kızlarla evlenirken az da olsa eski sevgisine sadık kalanlar olmuştu tabi. Ancak hayat boyu bunun diyetini isteyerek.

 

Uzun kapalı kıyafetlerini hiç giyemeyecekleri yerlere asarken İslamcı kadınlar, erkekleri İtalyan kesim, pırıl pırıl takım elbiseler, gömlekler, kravatlarla ne kadar da şıklardı. Omuzlarına uzanan uzun briyantinli saçları, günün modasına göre şekillenen tıraşları, uzayıp kısalan favorileriyle çok da modern ve öteki gibi görünmekteydiler.

 

İslamcı kadınlar markaya yönelirken, tesettür defilelerini, özel tasarımları takip ederken, erkekleri en pahalı otomobillerde iş peşinde koşarken hiç değişmemişlerdi. Yine bu kadınlar artık güzellik salonlarının kapılarını aşındırmaya başladıklarında, kocaları vizyon oluşturma adına işyerlerine aldıkları reklam ajanslarından fırlamış gibi güzel ve süper açık kızlarla akşama kadar çalışıp yorulmaktadır. Ya da üst düzey bürokrat olarak devlet dairelerinde mini etekli cici sekreterleri ve danışmanlarıyla değişime direnmektedir. Mevzu bahis olunan erkekler, bu kadınlarla gönül ilişkisi yaşarken, aşık olurken, metres edinirken bile hep eskisi gibi kalmayı başarabilmiştir!

 

İslamcı Erkek Avrupai bakış açısı, metroseksüel görünümü, engin ve zengin bir hayat felsefesini yaşamına taşırken bile eskisi gibi kalmayı başarmıştır. Oysa İslamcı kadın, perukla okumuş, eşarbıyla çalışmış, pardesüyü çıkarmış olarak değişimi çokça yaşamıştır. Evet galiba değişimi yaşayan sadece İslamcı kadınlar olmuş!

Sabiha Doğan-Boyuthaber

Yazı kategorisi: Güncel Haber - Yorum, Güncel Yorum, Siyaset, Yaşam | Etiketler: | » yorum bırak;