Huseyin’s Daily Blog

“Ya olduğun gibi görün; ya göründüğün gibi ol !..”

Ekim, 2009 için Arşiv

Domuz gribinden bunlarla korunun

Yazan: huseyinsaglam 31 Ekim 2009

Bulaşıcı hastalıklardan korunmanın en etkin, en kolay ve en ucuz yolu o hastalığa karşı aşı yaptırmak. Sonra gribe karşı bünyenizi güçlendirecek soğan, sarımsak, nar, portakal, greyfurt, yeşil biber, maydanoz gibi meyve ve sebzeleri tüketmek. Tabii en önemlisi, ellerinizi sürekli yıkamak. Çünkü mikrop ellerden bulaşıyor.

Bağışıklık sisteminiz ne kadar güçlü olursa domuz gribine karşı vücut direnci de o kadar artar. Özellikle yaz mevsiminden kışa geçişte zayıflamaya başlayan bağışıklık sistemini güçlendirmek adına meyve ve sebze tüketiminin artırılması gerekiyor. Çünkü meyve ve sebzeler, bağışıklık sistemini güçlendirerek vücudun hastalıklara karşı direncini artırır. Bunun yanı sıra balık, kırmızı et ve bakliyat yemek insanı dinç tutar. Soğan ve sarımsak da gribal enfeksiyonlara karşı kalkan görevi gören çok önemli iki besindir. Soğanı ve sarımsağı yemeklerle tüketebilir ya da çiğ olarak da yiyebilirsiniz. E vitamini de bağışıklık sisteminin güçlendirilmesinde etkilidir. Yeşil yapraklı sebzeler, fındık, ceviz gibi yağlı tohumlar ve kuru baklagillerin yeterli miktarlarda tüketilmesi önemlidir.

Domuz gribine karşı portakal ve mandalina!

Portakal-mandalina, greyfurt: Kış mevsiminin vazgeçilmez meyveleri arasında yer alan narenciye grubu meyveler, içerdikleri zengin C vitamini ile hastalıklara karşı vücudun savunma mekanizmasını harekete geçirir. Mandalina, greyfurt, portakal ve limon suyu karışımı, domuz gribine karşı çok iyi bir beslenme kaynağıdır.

Elma: Elma, içerdiği E ve C vitaminleri gibi antioksidan öğeler ile bağışıklık sistemini güçlendirerek hastalıklara karşı direnci artırır.

Nar: Antioksidan kapasitesi oldukça zengin olan nar da önemli miktarda potasyum, lif, C vitamini ve niasin (B3 vitamini) içermektedir. Bu zengin içeriği ile gribal enfeksiyonlarının düşmanı olan bir besindir.

Yeşil sivri biber

Özellikle kuşburnu, kırmızı ve yeşil sivri biber, kivi, maydanoz ve rokada bulunan C vitamini miktarı; portakal, mandalina ve limonda bulunan C vitamini miktarı kadardır.

Yazın tüketilen salatayı kışın da bolca yiyin!

Salata, gribe karşı öğle ve akşam yemeklerimizin vazgeçilmezi olmalı. Özellikle bu dönemde ıspanak, kereviz, pırasa, havuç, brokoli, kabak, lahana, karnabahar, maydanoz bolca yenilmelidir.

Gribe karşı ıspanak çorbası

Ispanak, kuru soğan, bulgur ve kıymanın bir arada yer aldığı hem lezzet açısından hem de besin değeri açısından kaliteli bir çorba, gribal enfeksiyonlara karşı çok önemli bir önlemdir.

Çocuklarınızı gripten korumak için sebzeyi sevdirin!

Domuz gribine karşı çocukların da bol miktarda sebze yemesi gerekir. Bunun için kış sebzeleri onların tüketmeleri için cazip hale getirecek şekilde hazırlanmalıdır. Örneğin; kereviz yemeğini sevmeyen çocuğa, bu sebzeyi rendeleyerek, yoğurda karıştırmak, içine bir miktar da ceviz ekleyerek çocuğa sunmak, aynı şekilde ıspanak yemeğini sevmeyen çocuklara, ıspanağı bir iç olarak kullanarak; börek, poğaça ya da krep yapılması ve çocukların bu besinleri tüketmeleri sağlanmalıdır.

Domuz gribine karşı haftada bir gün kuru fasulye ya da nohut yiyin

Özellikle etli kurufasulye veya nohut yemeği haftada en az bir gün tüketilmeli.

Baklagil çorbası

Bulgur, kurufasulye, kuru soğan ekleyip hepsini blender’dan geçirerek, biraz da sıvı yağ eklemek suretiyle besin değeri yüksek bir çorba hazırlayabilirsiniz.

Ihlamur, adaçayı ve kuşburnu kurtarıcıdır.

Vücut ısısını dengede tutabilmek için bol sıvı alımı gerekir. Bu nedenle, her gün en az 2-2,5 litre (12-14 su bardağı) su içilmeli, sıvı alımının karşılanmasında ıhlamur, adaçayı, kuşburnu çayı, açık çay gibi içecekler tercih edilmeli.

Suya sabuna bol bol dokunun

Kışın daha dikkatli olunmalı

Domuz gribi kış aylarında daha çok yaygınlaşır; çünkü, güneş ışığının UV etkisi bu mevsimde yaza göre daha azalır. Hastalığın etkeni olan virüs, soğuk ve nemli ortamda daha uzun süre canlılığını koruyor.

Yakın temastan kaçının!

İnsanlar kışın daha dar mekânlarda, özellikle çocuklar okullarda birbirleriyle yakın temas halindedir. Böylelikle domuz gribinin hızla yayılması için uygun ortam oluşur. Nitekim son günlerde, bazı okullarda salgınlar ortaya çıkmaya başladı bile.

Domuz gribi aşısı olun

Bulaşıcı hastalıklardan korunmanın en etkin, en kolay ve en ucuz yolu o hastalığın aşısını yaptırmaktır. Sağlık çalışanları, hamile kadınlar, kalp, akciğer, karaciğer hastalığı veya kanser gibi önemli bir hastalığı olanlar, öğrenciler ve hastalığın yaygın olduğu ülkelere seyahat edecek olanlar öncelikle aşı olmalı.

Aşı olana kadar;

Ellerinizi sık sık, özellikle öksürdükten veya hapşırdıktan sonra su ve sabun ile yıkayın. Öksürürken veya hapşırırken ağzınızı kâğıt mendil ile kapatın. Kullandığınız mendili çöpe atın. Öksürdükten veya hapşırdıktan ya da hasta olma ihtimali olan biri ile el sıkıştıktan sonra, elinizi yıkayıncaya kadar; gözünüze, burnunuza veya ağzınıza sürmeyin. Hasta kişilere yakın temastan sakının. Temas zorunlu ise maske ve eldiven kullanın.

Seyahatlerde dikkatli olun!

Hastalığın yaygın olduğu bir ülkeye seyahat edecekseniz bu seyahatinizi aşı yaptırana kadar erteleyin.

Seyahatinizi ertelemeniz söz konusu değilse, o zaman yukarıda belirtilen tedbirlere azami dikkat ve özeni gösterin.

Yanınızda maske, eldiven, alkol bazlı el dezenfektanı ve kâğıt mendil bulundurun.

Sağlık sigortanızın geçerlilik süresini ve gideceğiniz ülkede geçerli olup olmadığını kontrol edin. Doç. Dr. Kenan Keskin

Çocuklarınızı domuz gribinden koruyun!

Domuz gribi tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de panik havası estirmeye devam ediyor. Uzmanlar, sık sık alınması gereken tedbirler konusunda halkı bilgilendirirken, Sağlık Bakanlığı özellikle okullardaki salgınlara dikkat çekiyor. Nitekim bu H1N1 virüsü en çok okullarda baş gösterdi. Çünkü solunum yoluyla kolayca bulaşabilen virüs, minik bedenleri kolayca hasta edebiliyor. Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Bakır’a göre çocukların vücudu daha önce bu virüsle karşılaşmadıkları ve kanlarında bu virüsü koruyucu bir antikor taşımadıkları için hemen hastalık mikrobunu kapabiliyor. Üstelik bağışıklık sistemleri de henüz tam olarak gelişmediği için okullarda bir salgın halinde yayılabiliyor. İşte bu noktada okul yetkililerine ve de velilere büyük iş düşüyor. Çünkü çocukları bu virüsten koruyacak tek şey belki de doğru bilgilendirme olacak. Prof. Dr. Bakır’ın söylediklerinden yola çıkarak birkaç başlık altında aşağıda yapılması gerekenleri özetledik.

Okullarda alınması gereken tedbirler

Okul girişine termal kamera ya da ateş ölçerler yerleştirilerek hasta öğrenciler tespit edilebilir

Hastalık belirtisi olan çocuk hemen arkadaşlarından uzaklaştırılmalı ve ailesine haber verilmeli.

Çocuklar hastalıkla ilgili bilgilendirilmeli ve yapması gerekenler anlatılmalı.

Öğrenci tuvaletleri sık sık temizlenmeli ve ellerini rahatlıkla yıkayabileceği bir ortam hazırlanmalı.

Mümkünse okul duvarlarına el dezenfektanları yerleştirmeli.

Başta sıralar olmak üzere, kapı kolları, klavyeler, askılıklar, dolaplar ve çocukların ortak kullandığı her aksesuar her gün temizlik personeli tarafından iyice temizlenmeli, (Bunlar deterjan içermeyen maddelerle, mikrop öldürücü temizleme losyonları ya da suyun içine yüzde 1 oranında çamaşır suyu katılarak yapılmalı).

Sınıflar her teneffüs havalandırılmalı.

Velilerin yapması gerekenler

Sık sık çocuğunu ellerini yıkaması konusunda uyarılmalı, özellikle toplu taşıma araçlarından indiklerinde hemen ellerini yıkanması öğütlenmeli.

Çocuklar hapşırdıklarında ağızlarını mendille, mendil yoksa dirseklerine doğru ağızlarını kapatarak hapşırması söylenmeli.

Sınıfta veya okulda hapşıran, aksıran ya da hasta görünen çocuklara yaklaşmamaları tembihlenmeli.

Kapalı ve kalabalık yerlerde bulunmaması gerektiği anlatılmalı.

Çocuğun kaldığı odayı sık sık havalandırın.

Hasta çocuk doktora götürülmeli ve anti viral ilaçlar almalı.

Çantasına alkollü dezenfektanlar konulmalı ve kullanması gereken noktalar izah edilmeli.

Hastalığı geçirmekte olan bir çocuk, ateş düştükten 24 saat dahil olmak üzere evinde kalmalı.

İnsanlarla mümkün olduğu kadar az görüşmeli.

Çocukların bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi için;

Aşılar eksiksiz olarak yapılmalı.

Düzenli beslenmeye önem verilmeli.

Çocukların sebze ve meyve tüketimini artırılmalı.

Hazır meyve suları yerine çocuklara taze sıkılmış meyve suları içirilebilir.

Yeterli ve kaliteli uyumaları sağlanmalı.

Hekim önerisi olmadan ilaç kullanılmamalı.

Düzenli sağlık kontrolleri ihmal edilmemeli.

Zaman/Haber 7

Yazı kategorisi: Genel, Sağlık, Yaşam | Etiketler: , , | » yorum bırak;

Elma Sirkesi

Yazan: huseyinsaglam 31 Ekim 2009

 

 

Her bir elma çekirdeğine koskoca kimya fabrikalarının 10 mikrona küçültülen şifreleri yerleştirilmiştir.
Elmanın terkibindeki maddeleri eksiksiz yapabilmek için gerekli olan bu fabrikalar ağaç olduktan sonra demiri terkibine alır, kemik iliği ve kanın temel maddesi olan +2 değerlikli demiri korumak için özel elma asidi hazırlar ve bu terkibin hassas mideleri rahatsız etmemesi için yine terkibine karbonat iyonları ekler. Tabiî bunların hiçbirisi elmanın kendi kendine almış olduğu kararlar ve uygulamalar değildir.. Elmanın terkibinde varolan harika iksirlerin en önemlilerini şöyle sıralamak mümkündür:

Kansızlara müjde!
Terkibindeki hususî meyve şekeri ile doğrudan doğruya karaciğer hücrelerini korur. İçindeki meyve asitleri, bir yandan +2 değerli demiri ve C vitaminini bozulmaktan korurken, diğer yandan karaciğerdeki kimyevî faaliyetlerde yapıtaşı rolü oynar. İki değerli demir iyonları alyuvarların yapısı için gerekli olan kanın temel elemanlarındandır. Kansızlık hastalarına ilâç şeklinde verilen demiri +2 değerinde tutmak çok zor olduğundan ayrıca C vitamini de verilir, bağırsaklardaki +3 değerlikli demir bağırsaklara zarar vermekten öteye geçmez. Elma, terkibinde taşıdığı bikarbonat iyonları sayesinde sindirimi kolaylaştıran tek meyvedir. Elmada suda eriyen vitaminlerin tamamı mevcuttur. Yüksek miktardaki C vitamini bir insanın günlük C vitamini ihtiyacına denktir. Elmanın kökleri vasıtası ile topraktan aldığı Fe iyonunu indirgeyerek +2 değerli Fe haline getirmesi başlı başına bir mucizedir. Zira; böyle bir faaliyetin elmaya, uzaktan-yakından bir faydası yoktur. Üstelik +3 değerli demiri, +2 değerli demir haline indirgemek fevkalâde zor bir kimyevî işlemdir ve bir elmada bulunan iki değerli demir, milimi milimine bir insanın günlük demir ihtiyacı kadardır.

Mucizevî bir içecek: elma sirkesi
Sık sık üşütür müsünüz? Veya kendinizi yorgun ve bitkin hisseder misiniz?

Bir de elma sirkesi tedavisini deneyiniz!

Peygamber Efendimiz (sas) birkaç hadîs-i şeriflerinde sirke hakkında (üzüm veya elma ayrımı yapmadan) oldukça iltifatkâr ifadelerde bulunarak, sirkeye dikkatleri çekmiş ve; “Sirke ne güzel katıktır. Allahım! Sirkeyi bereketlendir. Çünkü sirke benden önceki peygamberlerin katığı idi. İçinde sirke bulunan ev fakirleşmez.” buyurmuşlardır. Nitekim daha sonra gelişen İslâm tıbbına dev eserler veren başta İbn-i Sînâ olmak üzere, birçok ilim adamı sirkenin özelliklerinden bahsederler.

Ancak, modern tıbbın ve eczacılığın abartılı baskısı sebebiyle uzun süre elma sirkesi ile yapılan tedavi unutulmaya yüz tutmuştu. Şifa kaynağı olarak tekrar keşfedilmesini öncelikle Amerikalı tabib Dr. De Forest Clinton Jorvis’e (1881-1945) borçluyuz. Bu işe gönül vermiş olan Amerikalı doktor, hastalarının yaptığı sirke mayalama işlemlerini notlarına kaydetmiştir. Eseri ancak ölümünden sonra yayınlanmış ve yüksek miktarda satılmıştır.

Günümüzde elma sirkesi, şifa kaynağı olarak gerçek bir rönesans devri geçirmektedir. İster dahilî, isterse haricî kullanımda, vücudumuzun her bir parçası, sirkenin içindeki değerli maddelerden, hayatımız için önem arz eden çok sayıda mineral ve vitaminlerden yararlanmaktadır.

Akut ve kronik sağlık problemlerin elma sirkesiyle tedavisinde püf noktası sayılabilecek hususlar üzerinde durmak gerekir. Cilt rahatsızlıkları, yaralanma ve güneş yanığında olduğu kadar baş ağrısı, mide rahatsızlığı ve kadın hastalıklarında kişiye hem güç-kuvvet verir, hem de kişiyi dinlendirebilir. Mucizevî tesirini soğuk algınlığı ve ateşli durumlarda da gösterir.

Günümüzde yürütülen araştırmalar sonunda elma sirkesinde; vitaminler, mineraller ve tabiî asitler başta olmak üzere birtakım değerli maddelerin bulunduğu keşfedilmiştir.

Böylelikle eski devirlere ait, elmadan elde edilen sirkenin sadece yemeklerin hazırlanması ve konserve yapımında kullanılmadığına dair bilgiler teyit edilmiş oluyor. Eski Mısır’da kadınlar, elma sirkesini güzellik bakımında kullanırlardı. Asurluların kulak ağrılarını, sirkeli bandajlarla tedavi ettikleri rivayet edilmektedir. Antik devirde tıbbî ilâç olarak kullanılmış ve hararet kesici içecek olarak kabul edilmiştir. Orta Çağ’da Hildegard von Bingen (1098-1179) elma sirkesinin şifalı tesirine dayanan ve bugün tekrar keşfedilen birçok reçete ve tedavi metotları hazırlamıştı.

Elma sirkesi nasıl yapılıyor?
Gözümüzle görmediğimiz sirke bakterileri, Allah’ın kendilerine verdiği mükemmel fermantasyon mekânizması ve enzimleriyle, tatlı olan her meyveyi sirkeye dönüştürme hususiyetine sahip kimya fabrikalarıdır. Her tatlı meyve, sirkeye dönüşebileceği halde en çok kullanılanlar üzüm ve elmadır. Elma, ne zaman mayalanırsa, o zaman sirke meydana gelir. Mayalanma esnasında şekerli sıvı oksijensiz durumda alkole dönüşür. Eğer sıvının üstü örtülüp kapatılmaz, açık hava ile teması sağlanırsa elma sirkesi oluşur. Sıvı az miktarda alkol kalırsa da havalandırma yapılarak bu süreç hızlandırılabilir. Sirkenin mayalanması kendi haline bırakılırsa haftalar, hattâ aylar sürebilir. Bu işlemi hızlandırmak için profesyonel sirke üreticileri sıvı haldeki meyveye, özel sirke bakteri kültürü enjekte ederler.

Satın alırken dikkat etmeli
Hakiki elma sirkesi bütün haldeki meyvelerden üretilmektedir. Buna meyvenin leziz etli kısmı ile pek çok kıymetli maddeleri ihtiva eden kabuğu ve çekirdek yuvası da dahildir. Dibinde posası olan ve bulanık gözüken bir şişe sirke ilk anda itici olabilir, ancak esas faydalı olan maddeler tabiî haldeki bu bulanık sirkede kalabilmektedir. Sirke istenirse filtreleme ve buharlaştırma suretiyle berraklaşır. Ne var ki bu işlemlerde birçok vitamin, mineral ve iz elementler yok olmaktadır; yüksek ısıda çok sayıda biyolojik maddeler kaybolmaktadır. Bu sebeple sürekli tabiî halde bulanık olan elma sirkesini tercih ediniz. Hafifçe çalkaladıktan sonra üzerinde köpük meydana geliyor veya dibinde koyu posası varsa, bu sirkenin kaliteli olduğuna işarettir.

Elmaların kaynağı
Sirkenin kalitesi bunun için kullanılan elmaların kalitesine bağlıdır. Meyve ne kadar çok kimyevî maddelere maruz kalırsa, bu meyveden üretilmiş sirkede o kadar çok zararlı madde görülür. Şişedeki etiket elmanın kaynağı üzerine bilgi verebilir. Ziraî ilâç, sunî gübre, hormon vs kullanmadan üretilen elmalardan yapılan sirke en kaliteli sirkedir. Tamamen eski usul ziraatle üretilmiş temiz elmalardan yapılan sirkede daha az çevre zehiri görülecektir.

İhtiva ettiği birçok maddeler elma sirkesini sağlıklı kılıyor
Elma sirkesinin ihtiva ettiği çok sayıda maddelerden, meselâ, sirke asidi veya pektinin vücudumuzdaki tesirleri tam olarak bilinmektedir.

Asitler genelde, yakan ve dağlayan sıvılar olarak bilinir. Temizlik ilâcı ve lâboratuar asiti için doğru olan bu bilgiler, elma sirkesindeki asetik asit için geçerli değildir. Vücudumuzun metabolizması için bu meyve asitleri (malikasit, pirüvikasit, sitrikasit) enerji ve yapıtaşı sağlamaktadır. Bağırsaklarda emilen bu asitler, hücrelerde yakılmakta veya diğer maddelere dönüştürülmektedir.

1.Sirke asidi: Metabolizmanın çalışmasını sağlayan yakıt olan sirke asidi, metabolizmada bir yan ürün olarak meydana gelir. Gıdalarla bünyemize aldığımız yağ ve karbonhidratların, sirke asidinin yardımı olmaksızın sindirilmesi hemen hemen mümkün olmayacaktı denilebilir. İnsan metabolizmasının mükemmel çalışabilmesi için yaklaşık 100 gram gereklidir. Kim muntazaman elma sirkesi tüketirse, sindirimi kolaylaştırmış ve metabolizmasını harekete geçirmiş demektir.

2. Kanser ve yaşlanmaya karşı radikaller avcısı
Solunum ve gıda vasıtasıyla bünyemize sürekli “serbest radikaller” almaktayız. Bunlar hücreye zarar verici maddeler olup, metabolizmayı bozarak kansere bile yol açabilirler. A vitaminin ön maddesi olan beta-karoten ve E-vitamini, elma sirkesinde bulunan çok önemli maddeler olup, bu zararlı serbest radikalleri yok etmektedirler.

3. Pektin, kan damarların kireçlenmesinden korur
Elma gibi birçok meyvenin sindirilmeyen selülozlu posa kısmında bulunan pektin maddesi, vücudumuzda bulunan kolesterolden meydana gelen safra asidini bağlar. Ne kadar çok safra asidi pektin vasıtasıyla yok edilirse, o kadar çok kolesterolü kandan çekilerek safra asidine dönüştürülür. Böylece kandaki zararlı olabilecek kolesterol azaltıldığından kalb ve damar hastalıklarına karşı korunmuş olursunuz.

4. Osteoporoza karşı kalsiyum kaynağı

Elma sirkesi yüksek miktarda kalsiyum, yani insan vücudunun (kemik ve dişler başta olmak üzere) en temel mineralinden birini ihtiva etmektedir. Organizmamız, gıdalarımızda kalsiyum azaldığı takdirde metabolik reaksiyonlar için gerekli kalsiyumu sahip olduğu kaynaklardan çekmeye başlar. Bu yüzden kemikler mineral bakımından fakirleşir ve osteoporoz (kemik erimesi) ortaya çıkabilir.

Bundan başka elma sirkesi, bağırsak cidarından kalsiyumun geçişini kolaylaştıran sitrik asit (limon asidi) de ihtiva eder.

Günlük sirke tedavisi
Elma sirkesinin şifalı gücünden gerektiği şekilde istifade etmek ve vücudunuzu zehirlerden arındırmak istiyorsanız, bu süre içinde ek olarak sigara, kahve veya alkol gibi zevk veren maddelerden uzak kalırsanız, birden kendinizi iyi hissettiğinizi göreceksiniz. Bir gün boyunca sadece hafif, ama kıymetli gıdalar alınız. Buna ilâveten su, bitki çayı ve meyve suyu içiniz. Kalan iki günde sadece sıvı gıdalar alınız. Günde üç kez elma sirkesi, bal karışımı, ek olarak maden suyu, bitki, meyve çayı ve sebze püresi olarak; üç günlük perhizden sonra tekrar normal hayatınıza devam edebilirsiniz.

Cilt ve saç bakımı
Elma sirkesi bilhassa kozmetik sahasında tesirini ciddi şekilde göstermektedir. Çünkü pH değeri cildimizle aynı değerdedir. Tabiî sirke asidiyle cildimizin tabiî asit tabakası dengelenir ve cildimizin en dış tabakası altındaki kan dolaşımı harekete geçirilir. Böylece cildimiz nazik ve yumuşak kalır. Ayrıca elma sirkesi mantar ve bakterilerin gelişmesini engeller.

Duş veya banyodan sonra vücudumuzu, elma sirkesi karıştırılmış su ile ovunuz veya banyo suyuna bir bardak sirke ilâve ediniz.

Cildinizin pürüzsüz ve yumuşak kalması ve tırnaklarınızın kırılmaması için 4-6 haftalık, elma sirkesi-bal karışımı temel tedavi tavsiye edilmektedir. Kuru cilt ve çatlak tırnaklara aynı nispette elma sirkesi ve zeytinyağı sürülürse iyi gelir.

Cilt problemlerine dair püf noktaları
Döküntülü kısımları olan cildin üzerine inceltilmiş sirke ihtiva eden tampon sürülürse derhal döküntü kaybolur. Diğer cilt problemleri ise daha inatçıdır. Güvenilir ev reçetesi olarak özel bir sirke macunu geliştirilmiştir. Cildinizde oluşan siğil ve nasırları elma sirkesi-tuz hulâsası ile kontrol altına alınabilirler.

Elma sirkesi tuz hulâsası
Birçok kez kullanıldığında elma sirkesi-tuz hulâsası cilt değişimlerine karşı tesirli olmakta; bereler, şişmeler iyileşmektedir. Ayrıca hemoraji (kanama)’nın yayılması önlenmekte, iltihabî süreçler de gerilemektedir. Bir ölçek mutfak tuzunu dört ölçek elma sirkesinde erittikten sonra günde birkaç kere ilgili yerlere tamponla sürüldüğü takdirde kısa sürede tesiri görülecektir.

Elma sirkesi macunu
Elma sirkesine ek olarak çörekotu tohumu ve yağı, ayrıca nar kabuğu ile hazırlanmaktadır.

1. İki bardak elma sirkesini bir bardak öğütülmüş çörekotu tohumuyla karıştırınız.

2. Altı-yedi saat bu karışım bekletilir ve bir kompres veya benzer bir şeyle süzülür. Daha sonra 24 saatliğine çökelmeye bırakılır.

3. Arta kalan sıvı kısmını dökünüz, elde edilen çökeltiyi öğütülmüş nar kabuğu ve elma sirkesiyle 4; 2; 1 nisbetlerinde karıştırıp, fırında kısa bir süre ısıtınız.

Bu macunun altına aynı miktarda saf çörekotu yağı sürünüz. Geceleyin hastalıklı bölgeye sürülen bu macun; sivilce, egzama, sedef hastalığı, ayaklarda mantar ve diğer ciltte oluşan acı veren rahatsızlıklara iyi gelmektedir.

Saç bakımı için
Parlak ve yumuşak saçlar için, saçları yıkadıktan sonra içinde ¼ ölçeğinde elma sirkesi bulunan sıcak su ile saçlarınızı durulayın. Aşırı saç dökülmesi genelde metabolizmanın düzgün işlememesinden kaynaklanmaktadır. Bu durumda da belirtilen elma sirkesi-bal karışımı iyi gelmektedir.

Her gün sağlıklı olabilmek için
Yorucu bir haftadan sonra, üzerindeki gerilimi ve bitkinliği kim gidermeyi istemez. Ne kadar yaşlanırsak, o kadar çok tahammül sınırını zorladığımızı hissederiz. Böyle bir durumda birtakım tesirli şifa kaynakları bize bahşedilmiştir. Mükemmel beslenme ve egzersizin yanı sıra elma sirkesinin günlük doğru kullanımı da önemlidir.

Enerji kaynağı olarak elma sirkesi
Ölçülü dozda alındığında elma sirkesi-bal karışımı yan tesiri göstermeyen bir hayat iksiri olup, bütün organizmamıza iyi gelmektedir. Sadece fizyolojik metabolizmaları değil, aynı zamanda bağışıklık sistemini de uyarmaktadır.

Elma sirkesi bal karışımı
Bir bardak suyu birer çay kaşığı elma sirkesi ve balla karıştırınız. Bu karışımı her öğün içiniz. Mide ekşimesi, gaz ve kabızlığa karşı sindirim üzerine teskin edici özelliği gösterirken, birçok tedavi süresince hızlandırıcı özelliği görülür. Meselâ sık sık burun kanamalarına karşı kanın pıhtılaşmasını sağlar.

Ameliyat olmanız icab ediyorsa bundan dört hafta önce bu karışımı almaya başlayınız.
Akşamleyin rahatlatıcı bir banyo

Haricen kullanıldığında elma sirkesi yorgun kasları tekrar zinde kılmaktadır. Bir küvet suya iki bardak sirke ilâve edildiğinde gergin kasları gevşetmektedir. Bütün gün ayakta kaldıktan sonra bazen ayaklarımızın şiştiğinden ve ağrıdığından şikâyet ederiz. Bu durumda, inceltilmiş elma sirkesiyle hazırlanan suda ayaklarımızın ağrılardan kurtulmasını ve dinlenmesini sağlayabilirsiniz. Banyo yapmanız müsait değilse, küvet veya bir leğene, ayak bilekleri suyun içinde kalacak şekilde, isteğe göre sıcak veya soğuk su doldurunuz. İki ve üç bardak elma sirkesi ilâve ediniz. Tamamen dinleninceye kadar, ayakları su içinde durdurup hareket ettiriniz.

Sağlığa dair A’dan Z’ye öğütler
Elma sirkesi ilâç olmamasına rağmen, içerdiği şifalı maddeler sebebiyle, aşağıda sayılan hafif rahatsızlıklarda iyi gelmektedir.

Yaşlılık şikâyetleri
Kalb ve sinirleri güçlendirmek için düzenli olarak elma sirkesi-bal karışımının alınması tavsiye edilmektedir. Buna ek olarak bir yudum akdiken suyu da, yaşlı kalbi takviye etmektedir. Çünkü bu şifalı bitki, hiçbir zarar vermeden kalb damarlarındaki kanın rahat dolaşmasını sağlamaktadır. İhtiva ettiği yüksek miktarda potasyum, zehirlerden arındırmakta ve dengeli su kullanımını sağlamaktadır. Bu durumdan bilhassa kalb kasları, damarları ve sinir hücreleri yararlanmaktadır.

Yaşlılık lekelerine karşı bir reçete
Yaşlılık lekeleri, elma sirkesi-soğan suyu karışımıyla giderilebilmektedir. İki soğanın suyunu sıkınız. Buna iki katı kadar elma sirkesi ilâve ediniz. Bu karışımı, geceleyin tesir gösterebilmesi için, akşamleyin sürünüz.

Gözler
Gözleriniz, okurken veya bilgisayar monitörü önünde çabuk yoruluyor mu? Açık ışığa karşı hassas mısınız? Her sabah alacağınız elma sirkesi-bal karışımı, vücudunuza A vitamini ve provitamin takviyesini sağlayacaktır.

Gaz ve kabızlık
Gaz çoğu kez, midenizi bozduğunuzda oluşur. Bağırsaklardaki kuvvetli gaz oluşumu ise sindirim organlarındaki bir arızaya işaret edebilir. Bazı insanlardaki ruhî sıkıntılar sindirim sistemine vurabilir, böylece çeşitli problemler ortaya çıkabilir. Sindirimin tam gerçekleşememesinin bir emaresi; yanlış beslenme veya yetersiz hareketten dolayı atalete düşmüş yani rahatsızlanmış bağırsağın semptomu olabilir. Günde birkaç kez içinde iki çay kaşığı elma sirkesi bulunan bir bardak su içiniz. İçinde elma sirkesi ve biraz tuz bulunan ılık ayak banyosundan da iyi sonuçlar elde edilmiştir.

Kadın rahatsızlıkları
Kadınların belli günlerdeki ağrılarını dindirmek için, sirkenin bilhassa büzüştürücü özelliğinden faydalanılmaktadır. Ayrıca kadınlarda çeşitli sebeplerle meydana gelen akıntılara karşı tesirlidir. En sık rastlanan akıntı sebebi, bağırsak veya idrar yoluyla kadınlara bulaşan mantar enfeksiyonudur. Alerji, başka organların enfeksiyonu, çeşitli hormonal veya metabolizma arızaları da akıntılara sebep olabilir. Hafif durumlarda genelde akıntılı bölgenin yıkanması iyi gelmektedir. Üç yemek kaşığı elma sirkesini iki litre ılık suya ilâve edip, bunu temiz bir şırınga ile akıntının kaynağını kurutuncaya kadar günde bir defa küvet veya plastik leğen içinde yıkanmasını sağlayınız. Korunmak amacıyla daha sonra haftada bir kez yıkamak yeterli olacaktır.

Hamilelik bulantısı
Sabahleyin kahvaltıdan biraz önce alınan içinde bir çay kaşığı elma sirkesi bulunan bir bardak su, sabah bulantısını giderebilir.

Mafsal ağrıları
Burada eski bir Amerikan ev reçetesi olan mineral-püresinden bahsetmek faydalı olacaktır. Bununla akut mafsal iltihabını (arthritis) tedavi etmeniz mümkündür.

Mineral-püresi
Yarım greyrfrut, bir portakal, bir limon, iki kereviz sapını küçük küçük doğrayarak dört bardak su ilâve edip bir saat kaynatınız. Daha sonra malzemeyi süzgeçten geçirip iki çay kaşığı elma sirkesi ve bir çay kaşığı İngiliz tuzu (magnezyum sülfat) ilâve ediniz. Sabah akşam bir yemek kaşığı, bu püreyi bir bardak su ile içiniz.

Baş ağrıları
Baş ağrısının birçok sebebi olmakla birlikte çoğu defa stres, boynun gerilmesi veya sıkışması gibi zararsız faktörlere dayanmaktadır. Ama baş ağrıları, başlayan enfeksiyona bağlı bir rahatsızlığın veya sinüzit, menenjit vs. gibi hastalıklarla birlikte görülebilir. Kendi kendinize tedaviye başlamadan önce bir doktora başvurarak esaslı bir organik hastalığın bulunmadığından emin olunuz. Ağrılarla birlikte ateş olursa veya şiddetli ağrılar geçmezse de hekiminize danışınız. Alnınızı ve şakaklarınızı biraz elma sirkesiyle ovarak çoğu kez hafif baş ağrısından kurtulabilirsiniz. Şikâyetler geçmezse, soğuk algınlığı için tavsiye ettiğimiz sirke buhar banyosunu denemelisiniz.

Mide şikâyetleri
Birçok insanın sağlık bakımından en zayıf olduğu nokta, strese ilk olarak tepki gösterdiği ve sıkıntı anında hastalanan midedir. Genelde böyle rahatsızlıklar ciddi olmayıp gerilim, küçük bir enfeksiyon veya hatalı beslenmeye dayanmaktadır. İshal, mide krampı ve bulantı hallerinde elma sirkesi tedavisi iyi gelmektedir. Bu tedaviden birkaç gün sonra mide şikâyetleriniz belirli bir şekilde iyileşmez, hattâ kötüleşirse bir hekime baş vurmalısınız.

Kullanımı: Bir kaşık elma sirkesini bir bardak suyla karıştırınız. İlk bardağı, beş dakikada bir çay kaşığı alınız. İkinci bardakta dozu ikişer çay kaşığına yükseltiniz. Üçüncü bardaktan 15 dakikada bir yudum alınız. Soğan veya yulaf ezmesi gibi yağ ve albümin bakımından fakir gıdalar hariç, semptomlar geçinceye kadar katı gıda almamalısınız.

Hıçkırığa, birkaç damla elma sirkesi bulunduran bir çay kaşığı şeker iyi gelmektedir.

Mide yanması
Herkesin tahminin aksine, yemek borusundaki sıkıcı yanma ve kaşıntıya mide asidinin artması sebep olmamakta, çoğu zaman bunun sebebi asit eksikliğidir, çünkü kuvvetli proteinli gıdalar gerektiği biçimde sindirilememektedir. İster iştah açıcı, isterse sindirime yardımcı olarak az miktarda konsantre elma sirkesi sindirime mucizevî bir katkı sağlamaktadır. Yemeklerinizi düzenli olarak bir yudum sirke ile tatlandırınız.

Dişler
Ağızda çürük, dişeti ve diğer iltihaplara fırsat vermek istemiyorsanız, muntazaman içinde bir çay kaşığı elma sirkesi bulunan bir bardak su ile ağzınızı çalkalayınız.

Seyahatte ilk yardım
Seyahatte yanınıza bir şişe elma sirkesi almanız, sizi birçok sıkıntılardan kurtaracaktır. Çünkü acil durumda sadece diş fırçası suyunu dezenfekte etmek için değil, aynı zamanda bağırsak enfeksiyonundan korunmak için elma sirkesi iyi gelmekte.

Bir yemeğin veya bir meşrubatın bakteri taşıyabileceği endişeniz varsa, ihtiyaten içinde iki çay kaşığı elma sirkesi bulunan bir bardak suyu içiniz. Bu şaibeli yemeği yeseniz dahi muhtemelen bu karışımı alarak arkadan bünye savunmaya geçebilir.

Böcek sokmalarında, zehirlenen bölgeye sirkeye bandırılmış bir tampon sürmekle ağrı ve şişmeler giderilebilir. Deniz kıyısına yapılan seyahatlerde, yakıcı mercanlar ve deniz analarının acı veren zehirlerine karşı elma sirkesi içeren bir kompres önemli fayda sağlayabilir.

Diğer yanıklarda olduğu gibi, güneş yanığında da ilk yardım olarak ilgili bölgeye inceltilmiş elma sirkesi sürünüz. Sirkenin serinletici hem de dezenfekte özelliği göstermektedir.

Soğuk algınlığı
İnsan çok çabuk soğuk almaktadır! Terli iken cereyana kapılmakdan ve ayakların üşümesinden sonra ilk emareleri görülür. Burun akar, boğazda kaşıntı başlar, ilk öksürük acı verir. Kendinizi terli ve ateşli hissedersiniz. Bilhassa başlangıç safhasında uyku, vitamin ve sıcak çaydan başka eski ev reçeteleri de iyi gelmektedir. Şikâyetleriniz gittikçe artarsa, bir hekime başvurunuz. Soğuk algınlığı çoğunlukla hafif bir nezle veya az bir boğaz ağrısıyla başlar. Ancak gittikçe bütün solunum yolunu sarma istidadındadır. Buna bakteriyel enfeksiyon eklenince sinüzit, farenjit, bronşit hattâ zatürree ortaya çıkabilir.

Sirke buğusu
Yassı bir kabın içine eşit miktarlarda su ve elma sirkesi koyup, buharlaşmaya başlayıncaya kadar ısıtınız. Isıttığınız bu kabın üzerine başınızı eğiniz. Kulak ağrılarında başınızı yanlamasına tutunuz. Buharın dışarıya kaçmaması için, başınızın üzerine bir havlu ile örtünüz. Sirke buharını burundan derin derin teneffüs ediniz. Azamî beş dakika buhar teneffüsü yapılabilir. Bu sirke buharı soluması, baş ve kulak ağrılarına, nezle veya burun tıkanıklığına iyi gelmektedir.

Ateş
Ateş çoğunlukla, bir enfeksiyon, soğuk algınlığı, gribal enfeksiyon veya klâsik bir çocuk hastalığıyla birlikte görülür. Ateşi, baldır sargısı veya sirkeli çoraplarla düşürebilirsiniz. Ancak ateşin nereden kaynaklandığını çözemediğiniz taktirde bu tedbirleri bir hekime danışarak alınız ve derhal tıbbî müdahalede bulununuz.

Bir miktar elma sirkesini, üç katı kadar soğuk su ile karıştırınız. İki el bezini bandırıp sıkınız ve her bir baldıra sarınız; üzerine de kuru havlu ile besleyin. Hastanızı sıcak tutun ve ihtiyaç halinde yarım saatte bir sargıyı yenileyin. Ayrıca bir çift yün çorabı soğuk sirkeli suya bandırınız. Sonra sıkınız. Çorapları giydikten sonra ayakları sıcak tutunuz.

Öksürük
Soğuk algınlığının ilk semptomları olarak ortaya çıkan öksürük, boğaz ağrısı ve ses kısıklığına, sıcak bir elma sirkesi işlemiyle müdahale edebilirsiniz. Küçük bir kapta ısıttığınız elma sirkesine eşit miktarda bal karıştırınız, bir veya iki saatte bir çay kaşığı alınız.

Boğaz ağrıları
Boğazda ilk olarak bir kaşıntı veya kuruma hissedilir. Bu durum yutma ve konuşma güçlüğüne dahi yol açabilir. Şiddetli boğaz ağrıları, geceleyin boğaza sarılan sirke-sulu sargı ile dindirilebilir. Bir el bezini, içine üç yemek kaşığı elma sirkesi karıştırılmış suya bandırınız. Bezi sıktıktan sonra boğaza bir bandaj gibi sarınız. Islak bezden dolayı üşümeye mani olmak için bir de kuru bez sarınız.

Bağışıklık sistemini güçlendirir
Çevrenizde ortaya çıkan her enfeksiyona yakalanmamanız için, korunmaya ihtiyacınız var. Sadece mükemmel bir savunma sistemi, virüs ve bakterilere karşı sürekli karşı koyabilir. Bağışıklık sitemini güçlendirmeye yönelik elma sirkesi-bal karışımı değerli katkı sağlayabilir.

Sonbahar ve ilkbaharda soğuk algınlığı periyodunun başlamasından yaklaşık dört hafta önce, günde üç kez sirke-bal karışımını almaya başlayınız. Beslenmenizi de, C vitamini ihtiva eden taze meyve ile takviye ediniz.

Ağacın dalında bize bakan elmaları bu kadar mükemmel hassalarla donatarak yaratan Rabbimizin; bu nimetini sadece bir meyve olarak yerken veya sirke olarak kullanırken bir an şöyle bir tefekkür edemez miyiz?. Topraktaki bütün elementler ve su; havadaki karbondioksit, güneş ışığı, çekirdekteki DNA zincirine kodlanmış program; hepsi bize hizmet ediyor. Ayrıca, sanki bu yetmezmiş gibi, bir de sirke bakterileri devreye giriyor ve taze olarak yediğimiz elmalardan başka isterseniz daha özel bir ilâç olarak onu sirke haline dönüştürüyor. Sirke bakterilerini, şekeri sirkeye dönüştürme fabrikası olarak yaratmış ve onları da hizmetimize koşturuyor. Canlı cansız bu kadar varlık insana hizmet ediyor. İnsanın da bu varlıkların yaratıcısına esaslı bir şükür etmesi gerekmez mi?

İsmail DENİZ / Sızıntı

Yazı kategorisi: Genel, Sağlık, Yaşam | Etiketler: , , , , , | » yorum bırak;

Biz çağın kirlettiği defolu müslümanlarız…

Yazan: huseyinsaglam 29 Ekim 2009

Miracın konuğu kutlu habercinin, Efendimiz’in (a.s) adını bildiğimiz ve bilmediğimiz, sayısı yalnızca Rabbimizce malum olan Peygamberlere imamlık yaparak namaz kıldırdığı kutsalımız, ilk kıblemiz affet bizi.

Biz gafletteyiz.

Biz “Mallarınız, çocuklarınız ve zarara uğramasından korktuğunuz ticaretiniz, sizi Allah yolunda cihad etmekten alıkoymasın” ayetini okuyan ama gereği gibi amel edemeyen defolu Müslümanlarız.

Günlük meşguliyetlerimiz, hayatın debdesi ve nefsimizin arzuları peşinde koşan, kalpleri Allah anılınca titremeyecek kadar katılaşmış garip müminleriz. Belki de teslim olduk diyebilecek kadar Müslüman ama Allah ve Resulü’nün sevgisini her şeyin üzerinde tutacak kadar kalbimizde iman yerleşmemiş, çağın kirlettiği Müslümanlarız.

Anam babam sana feda olsun Ey Allah’ın Resülü diyenlerin hikayelerini dinleyip gözyaşı döken ama sonra ekranlara gömülüp kendinden geçen Ahir zaman Müslümanlarıyız biz.

Namazından lezzet alamayan, kalbi Allah’ı zikretmekle itminana eremeyen defolu Müslümanlarız biz.

Yattığı hasırın izi sırtında beliren Peygamber’in, Müslüman her şeyin en iyisine layıktır safsatasına kanan, marka Müslümanlarıyız biz.

Gazze’yi ekranlarda izleyip sonra da yatıp uyuyabilen ahir zaman Müslümanlarıyız biz.

Sabah namazlarına üşengeçlik yapıp sonra da en büyük cihadı yaptığını zanneden tembel Müslümanlarız biz.

Orucu aç kalmak, iftarı ziyafet çekmek zanneden ahir Müslümanlarıyız biz.

Kadınlarımız şatafatlı, erkeklerimiz sonradan görme bizim.

Allah’a karşı olan mesuliyetlerini, amirine karşı olan mesuliyetlerinde önde tutan, bulunduğu makam ve mevkileri ebed müddet sürecek zanneden pervasız Müslümanlarız biz.

Vefat ettiğinde kefeni ve elbisesinden başka bir şeyi olmayan, evlatlarına ve ümmetine İslam’ı miras bırakan Peygamber’in, mal mülk sevdalısı ucuz Müslümanlarız biz.

Onun için Ey Aksa, işte onun içindir ki; sende yalnızsın.

Onun için Şeyh Raid Salah yalnız.

Onun için Heniyye yalnız, Meşal yalnız.

Onun için sana bir Selahaddin gibi sahip çıkamıyoruz.

Affet bizi Ey Aksa, Affet bizi Ey Aksa’nın gerçek sahibi…

Biz kirlendik, şimdi sadece belki temizleniriz diye sadece ağlayabiliyoruz.

Sadece ağlıyoruz, belki affolunuruz diye!

Affet bizi Ey Aksa…

Affedin bizi Aksa’nın muhafızı Ey Filistinliler…

Ali Öztürk / Boyuthaber

Yazı kategorisi: Güncel Yorum | Etiketler: , , , | » yorum bırak;

İcat edeni utandıran buluşlar

Yazan: huseyinsaglam 13 Ekim 2009

EĞRİ NAMLULU MAKİNELİ TÜFEK

1953 – Köşenin öbür tarafındaki düşmanı vurmak için tasarlanan bu tüfek ilk denemeden sonra çöpe gitti.

KAPKAÇ CAYDIRICI ÇANTA

1963 – Sokakta biri çantanızı kaptığında çantaya bağlı zincire asılıyorsunuz ve çantanın dibi açılarak içindeki herşeyi yere saçıyor. Mucidi John H T Rinfret hırsızın geri dönüp saçılanları toplamayacağını varsaymıştı.

HUBBARD ELEKTROMETRESİ

1968 – Bilimkurgu yazarı ve Sicentology tarikatı kurucusu L. Ron Hubbard, ‘geliştirdiği” elektrometreyle domateslerin acı çekip çekmediğini ölçmüştü! Dediğine göre domatesler dilimlenirken çığlık atıyordu.

BAĞSIZ, DESTEKSİZ SÜTYEN

1949 – Charles L. Langs, askısız, kopçasız, desteksiz sütyen tasarımlarıyla poz veriyor. Eşiyse durumdan pek memnun görünmemekte.

PORTATİF FİN SAUNASI

1962 - Kilo vermek isteyenler için tasarlanmış ilk buhar tulumlarından. Resimdeki tasarım çok başarılı olmasa da ilerleyen yıllarda benzer ürünler üretildi… ve hiç biri işe yaramadı.

BEBEK KAFESİ

1937 - Büyük şehirde bahçesiz bloklarda yaşayanların bebekleri için geliştirilen tüyler ürpertici bir ürün.

LARİNGFON

1929 - Telefonla görüştüğünüz kişiye sesinizi değil gırtlağınızda ses tellerinizin yarattığı titreşimleri gönderiyor. Amaç çevredeki gürültülerin konuşmaya dahil olmasını önlemek.

MOTORLU SÖRF TAHTASI

1948 - Holywood’lu mucit Joe Gilpin, ne yöne gittiği belli olmayan motorlu sört tahtasını denerken görülüyor. Prototipi sık sık devrilse de icat olarak ufuk açıcı olduğu kesin.

YAĞMUR İŞLEMEZ SİGARA AĞIZLIĞI

1954 - Zeus Corp. sahibi Robert L. Stern’in fena tiryaki olduğu anlaşılıyor. Ancak tüm denemelerine karşın şemsiyeli sigara ağızlığı bir işe yaramamış.

SIRT ROKETİ

1961 - Fotoğrafta eski ABD Başkanı Kennedy’yi selamlarken görülen mühendis Harold Graham yerden birkaç metre havalanmayı başarmış, ancak dengesini bir türlü sağlayamamıştı. Bugün daha başarılı örnekleri mevcut.

HONEGARD

1959 - Dr. DeForest C. Jarvis, bal (honey) ve sirkeyi (vinegar) karıştırarak yaptığı ‘ilaç’ın (honegar) ağrı ve acıları giderdiğini iddia ediyordu. Mide bulantısı yaratmaktan öte bir etkisi tespit edilemedi.

IŞIKLI OTOMOBİL LASTİĞİ

1961 - Yarı şeffaf ince bir dış lastik, içinde de ampuller! Goodyear’ın bu en eğlenceli icadı, yolda ikide bir patlayan ampullere para dayanmayacağı için rafa kalkmış.

DUŞ BAŞLIĞI

1970 - Saçı makyajı bozulmadan duş almak isteyen kadınlar için üretilen ve “o zamanlar kaç günde bir duş alıyorlarmış acaba” sorusunu sorduran nefes daraltıcı icat.

20 SİGARA AĞIZLIĞI

1955 - Ne kadar pratik ve kanserojen değil mi? Bir paket sigarayı açıp yuvalarına yerleştiriyorsunuz ve tek tek yakıp içiyorsunuz. Fotoğrafta hepsini birden yakmış olarak görülen modelin akıbeti bilinmiyor.

EL YAZISI OYUNU

1955 - New York’lu oyun ve oyuncak üreticisi Ideal Toy Company, nasıl bilinmez ama ilkokul çağındaki çocukların “el yazısıyla yazmaktan çok hoşlandığı” fikrine kapılmış. Oyunun satışlarının pek iyi gitmediği söyleniyor.

HIZLI SİLAH ÇEKEN ROBOT

1960 - İlk ‘katil robot’ yaratma girişimlerinden. Elbette mekanize mankenin hedefi izlediği filan yok. Deneylerden birinde mankenin eline gerçek tabanca monte edildiğini de belirtelim.

YODEL ÖLÇER

1925 - Göğüs sesiyle kafa sesi arasında gidip gelerek şakıma tekniğine yodel deniyor (bkz. Heidi). Bu alet de yodelin çıktığı ses düzeyini ölçüyor(muş).

MİNİ TELEVİZYON

1966 - İngiliz mucit Clive Sinclair’ın en mutlu anı.

UÇAN PLATFORM

1956 - ABD Savunma Bakanlığı’nın para batırdığı icatlardan. Hava Huvvetleri üssündeki test sürüşü esnasında görüntülenmiş.

KALP ATIŞLI YAPAY MEME

1963 - Bebekleri kandırmaya yönelik akla ziyan bir icat daha. Çalıştırdığınızda annenin kalp atışını taklif eden ses ve titreşim yaratıyor ve (sözde) bebeğin uyumasına yardımcı oluyor.

JALUZİ GÜNEŞ GÖZLÜĞÜ

1950 - Kanye West kullanmaya başlamadan 58 yıl önce icat edilmişti. Hala da berbat bir fikir.

KUŞADAMI ELBİSESİ

1955 - Leo Valentin düşük irtifadaki deneylerinin başarılı geçtiğini düşünmüş olacak ki motorize kuş elbisesini 1956’da bir uçaktan atlamak suretiyle de denemiş. Sonuç üzücü.

TELEFON AÇAN ROBOT

1964 - Viyanalı mucit Claus Scholz’un telefon açan robotu maalesef konuşamıyordu. Fotoğrafta robotu ‘telefon açmış’ halde görüyorsunuz.

BEBEK TAŞIYICI

1937 - Wembley Monarchs buz hokeyi oyuncusu Jack Milford, eşiyle birlikte buzda kayarken bebeğini de bu zevkten mahrum etmek istememiş. Kim istemez ki bebeğini kaygan ve kaya gibi sert buz üstünde taşımayı!

SU AYAKKABISI

1962 - M.W.Hulton, üzerinde zor durduğu pervaneli deniz ayakkabısını İngiltere’deki Grand Union Kanalı’nda denemeye çalışırken görülüyor.

TELEVİZYONLU GÖZLÜK

1963 - Daha çok bir işkence aletine benzeyen bu tuhaf cihazın mucidi Hugo Gemsback, üstünde 1.5 yıl çalıştığı tasarımını iki üç demodan sonra rafa kaldırmak zorunda bırakılmış!

MİYAVLAMA MAKİNESİ

1963 - Sıçanları korkutup kaçırma amacıyla tasarlanan mekanik kedi, dakikada 10 kere miyavlıyor ve gözlerindeki lambalar yanıp sönüyor. Japon icadı!

KÖPEK TUTUCU

1940 - Depresif ve nefret dolu bir köpeğe sahip olmak isteyenler için bire bir.

İKİ KİŞİLİK SİGARA AĞIZLIĞI

1955 - Öleceksek beraber ölelim!

HARİCİ HİNDİ KIZARTICI

1966 - İyi ki kuzu çevirenini yapmamışlar!

Ekotrent-Milliyet

 

Ya?am haberleri ?cat edeni utand?ran bulu?lar haberi – Ekonomi Haberleri – ekorent.com -

Shared via AddThis

Yazı kategorisi: Yaşam, komik, İlginç & Komik | » yorum bırak;

İran pazarlığı mı?.

Yazan: huseyinsaglam 6 Ekim 2009

Milli Gazete Yazarı Mustafa Özcan son BM toplantısını değerlendirdi…

Genel Kurul`da vaktini aşsa da Kaddafi olumlu şeyler söyledi. Sözgelimi, 1945 yılında Cemiyet-i Akvam yerine kurulan Birleşmiş Milletler`in 64 yıl içinde 65 harbi ve savaşı önleyemediğini dolayısıyla başarısız bir kurum olduğunu söyledi. Gerçekten de ABD, başarısız devletleri hedefine alıyor ve onları tedip etmeye çalışıyor da neden BM gibi başarısız bir kurumu hala ayakta tutuyor ve onu reforma tabi tutmuyor? Acaba bedel ödemek istemiyor da ondan mı? Aslında, Kaddafi ciddiye alınır veya alınmaz ama konuşmasında Obama için yol haritası sundu. Yol haritasında Güvenlik Konseyi`nin güvenlik değil terör konseyi olduğunu ve gündemlerini, terörle ve baskı ile dünyaya dayattıklarını söyledi. Konsey üyelerinin veto haklarının ve yetkilerinin ellerinden alınmasını ve BM`nin daha adil bir uluslararası kurul haline getirilmesini istedi. Kaddafi sanki üçüncü dünya ülkeleri adına Genel Kurul`da bir savunma yaptı. Bu savunmayı bakalım beş büyükler dikkate alacak mı? Yoksa `eski tas eski hamam` demeye devam mı edecekler? Kaddafi uluslararası düzene yüklenirken ve adaletsiz yönlerini gözler önüne sererken Nejad da AP`ye yapmış olduğu açıklamalarda İsrail`in varlığını sorgulamış ve Filistinliler adına bir savunma yapmıştır. 64`üncü Genel Kurul toplantılarında Obama da bir konuşma yapmış ve konuşmasında ezcümle dünyanın değişme vaktinin geldiğine işaret etmiştir. Lakin bu değişmesi gereken alanın mahiyetini ortaya koymamıştır. Bulanık bırakmıştır. Yine Kaddafi gibi beğenelim veya beğenmeyelim bunun mahiyetini de Nejad ortaya koymuştur. Nejad esasında sözleriyle Obama`yı tamamlamış ya da eksiğini telafi etmiştir. Nejad dünya siyasetinin değişmesinin vaktinin geldiğine işaret etmiştir.

Bununla birlikte Obama dünyayı değil İran`ı değiştirmeye çabalıyor ve Genel Kurul`u da bunun için aktif bir minber haline getirmiştir. En azından İran`a yeni yaptırımlar için Rusya`nın desteğini almaya çalışmıştır. Esasında son sıralarda İran`ın gıyabında onunla ilgili uluslararası bir pazarlığın kotarıldığına dair çokça ipuçları ve işaretler alınıyor. Bunlardan birisinde İsrail Başbakanı Netanyahu, 14 saatlik gizli bir misyon için Rusya`ya gitmiştir. Burada İran pazarlığı yapıldığı açığa çıkmıştır. Rusya`nın İran`a İskender veya S 300 füzeleri satmaması konusu gündeme gelmiştir. Yine Rusya tarafı İsrail`in İran`a yönelik niyetlerini öğrenmeye çalışmış ve nabzını tutmuştur. Polonya ve Çek Cumhuriyeti merkezli olarak ABD`nin Rusya`ya yönelik füze kalkanı projesi de yine Genel Kurul toplantıları öncesinde rafa kaldırılmıştır. Bunun üzerine Medvedev ağız değiştirmiş ve İran`ın doğru bir tavır sergilemesi için nükleer faaliyetleri karşılığında ona teşvikler rejimi uygulanmasını istemiştir. Bununla da kalmamış şunları söylemiştir: ” Genellikle yaptırımlar tersi sonuçlar da doğurabilmektedir. Lakin bazen yaptırımlar gerekli de olabilmektedir…” Obama-Medvedev görüşmesinde şöyle keskin bir sonuç çıkmıştır: Ya nükleer faaliyetler askıya alınacak ya da keskin yaptırımlar yürürlüğe girecek… Ya nükleer program ya acı reçete. Ya devlet başa ya kuzgun leşe der gibi. Bu konuda ABD ve Rusya`nın tavrı stratejik ise İngiltere ve Fransa`nın tavırları da taktik sayılmalıdır. Onların da ABD`den daha keskin oldukları varsayılabilir.

Hatta doğru bir ifade ile Şirin Abadi, İngiltere`nin İran halkının demokratik tercih ve seçenekleriyle ilgilenmediğini varsa yoksa kafasını nükleer programa uyarladığını söylemiştir. Tespit yenden göğe kadar haklıdır. Batılılar İran`a tamamen nükleer gözlükle bakıyorlar. İngiltere Başbakanı Gordon Brown, Genel Kurul`da kazara karşılaşması halinde Nejad`la tokalaşmayacağını ifade etmiştir. Sarkozy ise uluslararası toplumun İran`ın nükleer programı karşısında sessiz kalamayacağını söylemiştir. Bütün bunlar, `İran`ın etrafındaki çember daralıyor mu?` sorusunu akla getirmektedir. Bir yılını doldurmaya doğru yol alan Obama hiçbir alanda tam başarı sağlayamamıştır.  Afganistan ve Irak gibi savaş alanlarında başarısızdır ve Afganistan Vietnam`la mukayese edilmektedir. Barış alanı olarak sahneye çıkan Filistin-İsrail cephesinde de Netanyahu`nun inatları yüzünden yol alınamamaktadır. Hem savaş hem de barış alanlarında tıkanma yaşanmaktadır. Geriye İran ve Kuzey Kore gibi gri alanlar kalmaktadır. Hiçbir alanda başarı sağlayamayan Obama gri alanda çözüm üretmeye çalışmaktadır. Bunun için Rusya ile al gülüm-ver gülüm politikası yürütmektedir. İran da Rusya bağlamında arkasını sağlama alamazken 12 Haziran sonrasında iç cephesi de kırılgan bir halde bulunmaktadır.

Boyuthaber

Yazı kategorisi: Güncel Haber - Yorum, Güncel Yorum, Siyaset | Etiketler: , , , , | » yorum bırak;

Marmara kaynıyor Silivri`de gaz var.

Yazan: huseyinsaglam 6 Ekim 2009

Güney Asya”da son bir haftada meydana gelen tayfun, tsunami ve depremler, İstanbul”la birlikte Akdeniz kıyılarını da tehdit etmeye başladı. Tekirdağ”ın da izlenmesi gerekiyor.

Uzmanlara göre, Pasifik tabakası, diğer plakaları harekete geçirince Kuzeydoğu Fay Hattı gerildi. Bu nedenle İstanbul ve Akdeniz kıyılarının da deprem riski altında olduğu belirtildi…

Bugün gazetesindeki habere göre, dünya depremler ve tsunamilerle dolu bir hafta geçirirken, uzmanlar Pasifik tektonik tabakasının diğer plakaları harekete geçirdiğini, bu nedenle İstanbul”un da deprem tehdit altında olduğunu açıkladı. Geçtiğimiz hafta Filipinler”de tayfun, Samoa”da deprem ve tsunami, Sumatra”da şiddetli deprem yaşandı.

Uzmanlar, afetlerin son değil başlangıç olduğu konusunda hemfikir olurken, 400″ü aşkın can alan Ketsana”nın vurduğu Filipinler”de dün de Parma tayfunu ve 6.5″lik deprem, Tonga ve Samoa”da ise 6.3″lük yeni depremler yaşandı.

Singapur”daki Nanyang Üniversitesi”nden Sismolog Karry Sieh, 200 yılın en büyük afetleriyle karşı karşıya olduğumuzu belirtirken, Sumatra”daki Talang, Tandikat ve Merapi volkanlarındaki hareketliliğe dikkat çekti. Prof. Sieh, tayfunlar ve volkanik patlamalar, Samoa ve ABD”deki depremleri de felaketin ayak sesleri olarak yorumladı.

AKDENİZ KIYILARI TEHLİKEDE

Prof. Sieh, “Sumatra”nın önündeki Pasifik tektonik tabakası Endonezya”nın üzerinde bulunduğu Sunda levhası altında itiliyor. Levha bir yılda 8 santim çöktü. Yeraltındaki hareketlilik büyük felaketlere gebe. Plaka 10 metre çöktüğünde diğer fayları herekete geçirecek” dedi. Pasifik tektonik tabakasındaki hareketliliğin yol açtığı doğal afetler sonucu, Güney Doğu Asya”da son bir haftada 2 bin kişi hayatını kaybetmişti.

Bu arada, Alman Jeolojik Araştırmalar Merkezi”nden Prof. Rainer Kind de “İstanbul”u büyük deprem bekliyor. Kuzeydoğu Anadolu Fay Hattı gerilime neden oluyor. İstanbul”un dışında Türkiye”nin Akdeniz kıyılarından Tibet”e kadar tüm bölge tehlikede” dedi.

DiĞER BÖLGELERi TETiKLEDi

Alman Jeolojik Araştırmalar Merkezi”nden Prof. Rainer Kind, Asya”da meydana gelen depremlerin diğer bölgeler için de risk oluşturduğuna dikkat çekti. Prof. Kind, “İstanbul ve Türkiye”nin Akdeniz kıyılarından Tibet”e kadar olan bölge tehlikede” dedi.

MARMARA KAYNIYOR, SİLİVRİ”DE GAZ VAR

Denizin 1239 metre altına inerek fayın rontgenini çeken Prof. Naci Görür, “Marmara fokur fokur kaynıyor. Tekirdağ ve Silivri açıklarında ise gaz ve su çıkışları var” dedi…Marmara Belediyeler Birliği”nce düzenlenen “Deprem ve Deprem Sonrası” konulu panelde konuşan deprem uzmanı Prof. Naci Görür, “Marmara Denizi”nin altı fokur fokur kaynıyor. Tekirdağ çukurundan Silivri açıklarına kadar izlenmesi gereken gaz ve su çıkışları var” dedi. Panelde, Marmara”da yaptığı araştırmalar hakkında bilgi veren Prof. Dr. Görür, şöyle devam etti:

TEKİRDAĞ İZLENMELİ

“Marmara, dünyanın en riskli bölgelerinden biri. Denizin altında fayın röntgenini çektik. Marmara”nın 1239 metre altına indik. Yetkililer tarafından izlenmesi gereken gaz ve su çıkışları gördük. Marmara”nın altı fokur fokur kaynıyor. Özellikle Tekirdağ çukurundan Silivri açıklarına kadar olan kısımda ciddi gaz çıkışları var. Gaz ve su çıkışı olan yerlerde acilen istasyonlar kurulup, sürekli izleme yapılmalı. Deprem bir anda gelmez. Uzun bir süreçle gelir ve bu süreç doğru takip edilirse, büyük yıkımların ve acıların önüne geçilebilir.”

Prof. Görür, “Biz bilim adamıyız ve araştırma yapıyoruz. Araştırmalarımızı bile incelemeyen bazı insanlar, karşı açıklama yapıyorlar. Deprem konusunun tartışma yerleri TV ekranları değil, bilim platformlarıdır. Medyaya da halka da uyarıda bulunuyorum, bu kişilere aldanmayın” dedi.

KOLONLAR ÖLÜME DAVETİYE ÇIKARIYOR

Sakarya”da incelemelerde bulunan Tohoku Üniversitesi Afet Araştırma Kontrol Merkezi Müdürü Prof. Dr. Masato Motosaka, Türkiye”deki depremlerin binalara zarar vermesinin temel nedeninin, binaların yapım aşamasındaki detayların eksikliğinden kaynaklandığını söyledi.

Motosaka, Adapazarı”nda orta düzeydeki binaların yerine 2 katlı binaların yapıldığını görünce büyük şok yaşadığını belirtirken, “Binaların bitişik nizam olması en büyük tehlike. İki binanın birbiri ile çarpışması sonucu yıkımlar oluyor. Kolonların çoğu dikdörtgen şeklinde. Binaların yatay yöndeki hareketlerinin eşit kuvvette olması lazım. Türkiye”de buna dikkat edilmiyor. İki yöndeki kuvvetlerin eşit olması gerekiyor. Bu kare şeklinde kolanlar yapılarak aşılabilir” dedi.

Boyuthaber

Yazı kategorisi: Güncel Haber - Yorum | Etiketler: , , , , | » yorum bırak;

Dikkat Ailenizi Koruyun Eska Kombo Alarm Cihazı

Yazan: huseyinsaglam 6 Ekim 2009

eskaaaa

ESKA KOMBO HEM DOĞALGAZ HEM DE KARBONMONOKSİT’İ ALGILAYAN GAZ ALARM CİHAZI.

KARGO BİZDEN 49 TL + KDV

ÇOK KISA BİR SÜRE İÇİN PROMOSYON FİYATINDAN SATIŞA SUNULMUŞTUR.

İLETİŞİM İÇİN

servis
0216 3133852
0216 3133854

www.eskabobin.com

veya

www.sahibinden.com

Adresinde yer alan karbonmonoksit testi videomuzu izlemeyi unutmayın. Eska Kombo 275 ppm lik karbonmonoksit gazı bulunan ortamda, 2 kere yeşil ışığını yakıp söndürdükten sonra (yani karbonmonoksit algılama moduna geçtikten hemen sonra) alarm vermeye başlar. Modlar ile ilgili teknik bilgiler aşağıda yazılmıştır.

Eska firması olarak bu sene 20. yılımızı kutladık. Doğalgaz piyasasına hakim konumuyla Türkiye’de ilk olan proeleri ile Eska doğalgaz piyasasına yön veren bir firmadır.

Son 5 yıldır Türkiye çapında, yeni yapılan apartmanları %90′ında Eska’nın bir ürünü muhakkak bulunmaktadır.

1.5 senelik Ar-Ge çalışması ile yarattığımız son ürünümüz olan ESKA Kombo Alarm Cihazı yine Türkiye’de üretilen HEM KARBONMONOKSİT GAZI HEM DE DOĞALGAZ’I algıyan ilk ve tek üründür.

Bu kadar uzun bir Ar-Ge süreci kapsamlı testleri test ekipmanı teminini kapsamaktadır. Ne yazık ki Türkiye’de karbonmonoksit ölçen test ekipmanına sahip tek firmayız. Ek olarak kendi yazılımını yazabilen cihazı EN 50291 (Avrupa Birliği Karbonmonoksit Cihazları Standartı) ve EN 50194 (Avrupa Birliği Doğalgaz ve LPG cihazı Standartı) göre ayarlayan tek firmayız.

Özellikle şunu belirtmek isterim, satın aldığınız dedektörler ile ilgili gözünüzün önünde test yapılmasını veya test videosunu isteyin. Piyasada çok cihaz var ama hayat kurtaracak teknik yeterliliğe sahip olanı az.

Cihazın sahip olduğu fark yaratan özellikler.

1)

3 Kademeli Karbonmonoksit Algılama Özelliği.

Uluslar arası literatürde karbonmonoksit orta düzeyli tehlike sınırı olarak 400 ppm lik bir derişim öngörülmektedir.

Eska Kombo

300 ppm ve üstü karbon monoksit derişiminde hemen ötmekte
100 ppm lik karbon monoksit derişiminde 12 dk. sonra ötmekte
50 ppmlik karbonmonoksit derişiminde 70 dk sonra ötmektedir.

50 ppm lik derişim ortam hava kirlili sınırı olup cihaz bu seviyede bir hava kirliliği yakaladığında kırmızı ışınğını yakarak kullanıcıya ortam havasının kirli olduğunu ve havalandırılması gerektiğini söyler. Ortam havalandırılmamışsa 70 dk bekleyip ötmeye başlar ve ortamın havalandırılması gerektiğini yada az miktarda bir karbonmonoksit kaçağı olduğunu belirtir.

100 ppm lik derişimde aynı özellik 12 dk sonra aktif olmaktadır.

2)

Eska kombo doğalgazda ayrı karbonmonoksitte ayrı alarm verir.

3)

Eska kombo arıza durumunda sarı ışığını yakarak kullanıcıyı bilgilendirir.

4)

Eska Kombonun gaz algılama sistemi önce doğalgazı arkasından karbonmonoksiti algılamak üzerine dizayn edilmiştir. Yaklaşık 1 dk aralıklarla iki gazı da sıra ile algılar.

Eska kombonun yeşil güç ışığı ne zaman karbonmonoksiti algıladağını ne zaman doğalgazı algıladığını kullanıcıya görsel olarak gösterir.

Yeşil ışık 1 kere yanıp söndüğü zaman doğalgazı algılamaya başlar yaklaşık 45 sn sonra yeşil ışık 1 kere yanıp söner ve doğalgaz algılamayı bitirir.

Arkasından Yeşil ışık 2 kere yanıp söner ve karbonmonoksit gazını algılamaya başlar yaklaşık 70 sn sonra yeşil ışık 2 kere yanıp söner ve karbonmonoksit gazını algılamayı bitirir.

Arkasından tekrar doğalgaza döner ve döngüye yeni baştan başlar.

Yazı kategorisi: Güncel Haber - Yorum | » yorum bırak;

Vücudunuz kış günlerine hazır mı?

Yazan: huseyinsaglam 4 Ekim 2009

Siz de her yaz yeniden doğmuş gibi çiçek açan ve etrafına ışık saçan fakat kış gelince solan, içine kapanan biriyseniz bu yazıyı iyi okuyun. Bu kışı sağlıklı ve pırıl pırıl geçirmenin yollarını keşfetmek isteyenlere öneriler:

Dr. Eren Eroğlu’nun önerileri

Yaz mevsiminde doğa uyanırken insan bedeni de uyanır. Çoğalan güneş ışığı ve onun yaydığı enerji tüm bu değişimlerin odağında yer alır. Uykuyu ve iştahı arttıran melatonin azalır canlılık ve hareketlilik artar. Cinsel dürtüler çoğalırken çoğu insan kendini kışa göre çok daha iyi hisseder. Kışın ise bu ritim tersine döner; aktivite azalmış, uyku çoğalmış ve iştah açılmıştır. Aslında doğa ve hayvanlar kış uykusuna yatarken bedenimiz de kışın zor şartlarına ayak uydurmak üzere faaliyetlerini kısıtlama yoluna gider. Fakat modern dünyada yaşamak için doğanın ritminin dışına çıkmak gerekir; hatta tam tersine kışın daha çok çalışıp daha çok üretmek zorunda insanlar. Bu da kışın en az yaz mevsimindeki kadar sağlıklı olma zorunluluğunu getirmekte. Sağlıklı bir kış için neler yapılabileceğine birlikte bakalım…

KIŞIN BESİNLER ÖNEMLİ

Renkli yiyin

Sebzeler ne kadar renkliyse besin değerleri de o kadar yüksektir. Değişik günleri değişik renklere ayırın, bir gün sarı renklileri yiyin (greyfrut, balkabağı, mısır, golden elma…), bir gün koyu yeşilleri tercih edin (brokoli, pırasa, kara lahana…). Kırmızı ve moru da ihmal etmeyin.

Yoğurdu bol tüketin

* İçindeki bol kalsiyumla kemik erimesini önler

* Yüksek tansiyon riskini azaltır

* Kolit ve kabızlığa iyi gelir

* Vajinal akıntı ve enfeksiyonları engeller

Bölgenizde üretilen mevsimsel gıdaları tercih edin

Günümüzde trend organik beslenmek olsa da, her şeyi mevsiminde yemeyi ve kendi bölgenizde yetişenleri tüketmeyi tercih edin. Bir gıdanın üretiminden sofraya gelmesine kadar geçen süre taşıdığı besinlerin kaybolmaması açısından önemli. En iyisi yerel üretilen organik gıdaları tüketmek.

Lüzumsuz atıştırmalardan kaçının

Yemek sonrası masa başında sohbet ederken ya da televizyon seyrederken farkında olmadan atıştırmanın ne kadar zararlı olduğunu biliyor musunuz? Bu davranışın önüne geçmek için:

* Ağzınıza sakız ya da naneli kalorisiz şeker atın

* Kalkıp dişinizi fırçalayın

* Ne yiyecekseniz inceleyin ve düşünün

* Elinize bir bardak çay ya da su alarak meşgul olun.

AŞILARINIZI UNUTMAYIN

Bu kış enfeksiyon hastalıkları açısından hızlı geçeceğe benziyor. Dünyada salgın yapması beklenen bir domuz gribi varken mevsimsel grip riskini de yüklenmeyin; mevsimsel grip aşınızı olun. Kronik hastalığı olanlar ve 65 yaşın üstündekiler pnömokoksik zatürree aşısını da yaptırmalı, özellikle Hacca gidecekler sıkı bir sağlık kontrolünden geçip eksik aşı kalmamasına özen göstermeli.

BOL GÜNEŞ IŞIĞI ÖNEMLİ

Ekonomik kriz etkisini gösterip, para ve iş sorunları zaten pek çok kişinin ruhsal durumunu etkilerken kışla birlikte mevsimsel ruhsal çökkünlükler de sık görülür. Toplumun yaklaşık yüzde 25′i kış mevsiminden bir şekilde etkilenirken, yüzde 5′i depresyona girer. ‘Mevsimsel duygu durum bozukluğu’ da denilen kış depresyonuna sebep, günlerin kısalıp güneş ışığının azalması.

KIŞIN CİLDİNİZE DE ÖZEN GÖSTERİN

Yaz bitip kış geldiğinde daha ne oluyor diyemeden soğuk havalar ve rüzgâr bir anda cildinizi yıpratıp dudaklarınızı çatlatabilir. Dirsekleriniz kurumuş, kaşınıyor ya da yüzünüzdeki T bölgesi içler acısı ise alacağınız kış önlemleri gülüşünüzü tekrar kazanmanıza yardımcı olacak.

Banyo zamanınızı kısaltın

Sıcak buharlı bir banyo ağrıyan kaslarınıza birebir gelebilir fakat aynı hızla cildinizin nemini de alıp götürür. Sıcak su, soğuk ya da ılık suya oranla cildin koruyucu doğal yağını daha hızlı çıkararak buna sebep olur. Çözüm banyo zamanını kısaltıp sıcak yerine ılık suyla yıkanmakta. Kurulanırken de kendinizi havluyla ovalayarak değil vücudunuza bastırarak kurutun.

Yumuşak sabunları tercih edin

Belki de sevdiğiniz antibakteriyel ya da koku giderici sabun, size faydadan çok zarar verebilir. En iyisi asidi dengeli yumuşak sabunlara geçmek. Kuvvetli deterjanlar da yağı ve kiri temizlerken çamaşırların üzerinde zararlı artıklar bırakabilir.

Nemlendirici kullanın

Kuru bir ciltle baş etmenin en etkili yoku nemlendirici kullanmak. Öyle ünlü markaların pahalı ürünlerine hiç gerek yok, bir market rafından alacağınız nemlendirici hatta saçınız için kullandığınız saç kremi bile cildin nemini içerde tutmak için yeterli olmakta. Cildiniz yağlı olsa bile nemlendirici kullanmak faydalı, sadece cildin gözeneklerini tıkamayacak birini seçmek gerekir.

Tıraş bıçağı kullanırken dikkat

Tıraş bıçakları özellikle kuru ciltleri daha kolay örseler, bu nedenle Tıraş bıçağı kullanırken mutlaka tıraş kremiyle cildi nemlendirin Bıçakları sık değiştin Tüyün çıkış yönüne göre tıraş olun

Kışın da güneşten korunmalı

Güneşin zararlı ışınlarının yüzde 80′i ince bulutlardan, sisten geçer ve dünyaya ulaşır. Güneşin kırışıklık, benlere sebep olma ve cilt kanseri gibi zararlı etkilerinden korunmak için kışın da 15 ve üzeri güneş koruma faktörlerini kullanmak faydalı.

Çatlak dudaklar için

Dudakların kendine ait yağ bezleri bulunmaz, bu nedenle kolayca kuruyabilirler. Önlemek için Devamlı ıslanıp kurumaları çatlamaya yol açacağından onları yalamayın. Soğuk ve rüzgârlı günlerde ağzınızı bir eşarp ya da atkı ile örtün.

Sabah-Pazar

// Facebook’ta Paylaş

Yazı kategorisi: Sağlık, Yaşam | » yorum bırak;

Sükut

Yazan: huseyinsaglam 2 Ekim 2009

- Meclis-i Hâmuşân müntesiplerine arz-ı hürmet ve ahz-ı himmet beyanıdır -

Sükût en güzel nutuktur bazen. Adem neslinin en masum bakiresi Meryem, kendisine o meş’um iftira atıldığında sükût orucu tutmuştu. Sükût öyle güçlü bir sufledir ki, beşikteki çocuğu dahi konuşturur. Öyle de oldu; Meryem eliyle işaret etti ve çocuk konuştu: “Muhakkak ki, ben Allah’ın kuluyum. Allah bana kitap verdi ve beni nebi kıldı.”(1) Bu olaya şahit olan insanlar, ilahi prizmadan şavkıyan mucize parıltıya hayretle bakakaldı. Ancak ilahi nağmelere sağır, ilahi parıltıya kör gözler sükût ve itaat etmek yerine inat ettiler. Hâlbuki İlahi nağmeye muhatap olunduğunda yapılması gerek tek şey; susup dinlemektir. Merhamet olunanlar safında yer almak için böyle yapmak gerekir.(2)

Sükût en etkili silahtır bazen. Susulunca gözler namludur artık, bakışlar kurşun. Yoksa bir bakışla kalbin titremesi neyle izah edilebilir. Sükût öyle zehirli bir oktur ki, kalbe isabet ederse şifası yoktur. Tecrübe ile sabittir ki, sükût silahına maruz kalan barut fıçısına yahut zaman ayarlı bombaya dönüşür. İnfilak için bir kıvılcım yahut vakt-i merhununu bekler.

Sükût en güvenli limandır bazen. Fitne okyanusunda buzdağları arasında çaresiz kalmış şaşkın bir gemi kaptanı isen, sılan sükût limanıdır. Sakın umutsuzluğa düşme ve uzaklarda arama, içindedir, içinin içindedir.

Sükût en şiddetli çığlıktır bazen. Mazlumun âhı ile kahhar olan Allah arasında bir perde yoktur. Mazlum bir yetim sükût edip boynunu büktüğünde, çaresiz kalan kendisine sığındığında; ona isticap etmeyi kendine vacip kılan Vacibul Vücûd Hazretleri icabına bakar.(3) İmhal eder ama asla ihmal etmez. Görmesi gerekenler görülmesi gerekeni mutlaka görürler.

Sükût maraz-ı aşka şifadır bazen. Hem zehir hem panzehir içeren bir iksirdir ki, âşıklar onda hem dert hem derman bulmuşlardır. Akşam Şairi Piyâle’sinde ne güzel söylemiş: “İçmişti Fuzulî bu alevden/ Düşmüştü bu iksir ile mecnun/ Şi’rin sana anlattığı hâle/ Yanmakta bu sâgardan içenler/ Doldurmuş onunçün şeb-i aşkı/ Baştanbaşa efgân ile nâle”

Sükût en muhteşem trajedidir bazen. Hallac, bütün ruhunu ve vücudunu saran hakikati söylemese yaşayacaktı; (ölecekti mi demeliydim? Âşıkların gayrısındaki bütün faniler gibi ölüp gidecek ve bu gün belki adını bile bilmeyecektik) söyledi öldürdüler; (öldüremediler mi demeliydim?Ölmeden önce ölmenin sırrına erip ebedi hayata garkoldu.)

“Ya ben öleyim mi söylemeyince” diyen Bizim Yunus sussa ölecekti. Söyledi eceli gelince zahiren öldü; ama o da ölmeden önce ölmenin sırrına erdi. Ve yine söyledi : “Ölen hayvan imiş, âşıklar ölmez” Halen söylüyor: “Her dem yeniden diriliriz / Bizden kim usanası”

Sükût; ehl-i dil tarafından dilden dile dillendirilen dil dilidir. Bilenlere selam olsun.

(1) Meryem 30
(2) A’raf 204
(3) Mü’min 60

Osman MESTAN/10Yazar.com

Yazı kategorisi: Genel, Yaşam | Etiketler: | » yorum bırak;

Kürtlere açılım ve kapanım

Yazan: huseyinsaglam 2 Ekim 2009

Kürt sorunu var mıdır? Ortada bir sorun olduğu kesin ve bu sorunun bölgedeki Kürt nüfusu doğrudan ilgilendirdiğini de biliyoruz. Sorunu farklı şekillerde tanımlamak mümkün olsa da, tanımın içeriğinde yer alacak hususlar hemen hemen aynıdır. Dolayısıyla bu soruna biz “devlet sorunu” da diyebiliriz, “terör sorunu” veya “doğu sorunu” da demek mümkün. Hatta konuyu daha geniş bir açıdan ele alarak, “Kürt sorunu” nu, dünyanın son yüzyıldaki ideolojik yönelimleriyle de ilişkilendirebiliriz. Sorunu tanımlamayla ilgili kavramsal tartışmalar, meselenin konuşulmasını engelleyici özellikte olduğu için, elini taşın altına koymak niyetinde olanların bu engele takılmamasında fayda var.

Peki, “Kürt sorunu” kimindir? Sorun öncelikle devletin ve oligarşik bürokrasinin sonra da emperyallerindir. Çünkü bu sorun; sözgelimi, töre cinayeti veya kan davası gibi toplum yapısının doğurduğu sosyolojik veya kültürel bir sapma değildir. Son ikiyüzyıldır dünyayı yönetmekte olanların ortaya koyduğu küresel değerlerin, kriterlerin ve ilkelerin bizi getirdiği nokta sorunların da başlangıcıdır. Bu başlangıçta, onlarca sorunla tanıştık: Kürt sorunu, Terör sorunu, Güvenlik sorunu, Kardeşlik sorunu, Ötekileştirme sorunu…

Millet sorunun neresindedir? Toplumsal davranış kalıbı haline gelmemiş kimi yanlış davranışları saymazsak, Türküyle, Kürdiyle, Zazasıyla, Arabıyla milletimizin hepsi “Kürt sorunu”nun dışındadır, sorunun doğrudan aktörü değildir. Bu coğrafyada halkların birbirini ötekileştirme alışkanlığı yoktur; tersine yanıbaşındakini komşu, dost, hemşeri bilme kültürü vardır. Onun için de bu coğrafyada kapalı etnik yapı kalmamış, herkes birbiriyle akraba, hısım olmuştur.

Açılım ve kapanım meselesi. Dolayısıyla yıllardır milletine güvenmekte zorlanan zihniyetin şimdi zorunlu görevi “açılım”  ve “değişim”dir.  “Açılım” milletin değil yönetimin eksiğidir; tamamlaması gerekir. İyi niyetli girişimleri desteklemek, işte bunun için gereklidir ve siyaseten de doğrudur. Ancak, imaja dönük medya çalışmalarıyla sorun çözülmez, somut adımlar şarttır.

Sorunun çözümü kendimizde ve değerlerimizdedir. Bölgedeki soruna dair hükümet tarafından açılım adıyla ortaya konulanlar, bundan 20–25 sene öncesinde, aydınlarımızın ve siyasetçilerimizin dile getirdiklerinden daha geridedir. Bunu anlamak için gazete arşivlerine ve TBMM tutanaklarına bakmak yeterlidir. Henüz ne DTP, ne AK Parti mesela Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın sorunun tespiti ve çözümü noktasında söylediklerini söyleyebilme noktasından çok uzaklar. Üstelik Erbakan Hocamızın o gün söyledikleriyle bugün hükümetin söylemek istedikleri arasında da ciddi bir referans farkı bulunmaktadır. Erbakan, kendi medeniyet, inanç ve kültürümüzden yola çıkarak çözümler sunarken bugün hem DTP hem de AK Parti, sorunu tanımlarken ve çözüm önerirken maalesef dış yönlendirmeli paketlerle karşımıza çıkmaktadır. Çözüm bölgenin kendisindedir, kendimizdedir, kendi değerlerimizdedir.

Ceberutluk yerine merhamet devleti. Saadet Lideri Prof. Kurtulmuş’un da geçtiğimiz hafta, basına yansıyan açıklamaları hükümetin açılımına göre daha yerli, reel ve sonuç alınabilecek özelliktedir.  Kurtulmuş açıklamasında, Türkiye’nin, faili meçhullerle, din ve vicdan hürriyetini ortadan kaldıran yanlış uygulamalarla, ceberut devlet anlayışının diğer alanlardaki yansımalarıyla mutlaka yüzleşmesi ve kirli eylemlerin faillerinin mutlaka en ağır şekilde cezalandırılması gerektiğini söylüyor. Meselenin “tamamen ekonomiyle alâkalı olduğuna, Kürtlere iş ve para verildiği takdirde bütün sıkıntıların ortadan kalkacağına ilişkin iddialara da karşı, meselenin, “ceberut devlet” boyutuna özellikle dikkat çekiyor ve “bölgede yaşanılan insan hakları ihlallerinin hesabı sorulmadıkça, yürekler rahat etmez” diyor ve “Dağdan inenlere para yardımında bulunmak gibi uygulamaların faydası olmaz; iş vereceksin. Bunun için de, neoliberal politikaları terk edip, bölgeye kamu yatırımları götüreceksin” diye ekliyor. Ona göre çözümün özeti: “ceberut” (ya da zorba) devlet anlayışından vazgeçip, “Şefkat Devleti” anlayışına yönelmektir.

Bölgeyi sadece hükümetin imaja dönük açılım politikalarıyla bir süre daha avutmak çözüm olmadığı gibi hiçbir şey olmamış gibi “sorun morun yok” söylemi de maalesef çözüm değildir. Çözümü geciktirmek bazılarının işine gelebilir ama bizim işimize gelmez. Dolayısıyla sesimizi daha yüksek çıkarmak, ne dediğimizi daha anlaşılır şekilde söylemek ve çizgimizi belirginleştirmek zorundayız. Bu bizim işimiz, vekalet veremeyiz.

Erol ERDOĞAN/10Yazar.com

Yazı kategorisi: Güncel Haber - Yorum, Güncel Yorum, Siyaset | Etiketler: , , , | » yorum bırak;