Huseyin’s Daily Blog

“Ya olduğun gibi görün; ya göründüğün gibi ol !..”

21 Jun 2009 için Arşiv

Zaman geçtikçe duygusallık bitmesin

Yazan: huseyinsaglam 21 Haziran 2009

Duygusal iletişimin kuvvet bulduğu evlilikler, öteler alemine de temel atar.

Duygusal iletişimin kuvvet bulduğu evlilikler, öteler alemine de temel atar. Efendimiz (s.a.v.) eşiyle vakit geçirmenin, eşinin ağzına bir lokma vermenin bile sadaka yerine geçtiğini buyururken eşler arası diyaloğun önemine işaret eder.

Nişan ve evliliğin ilk günleri duygusal iletişim çok iyi giderken ilerleyen yıllarda “Artık eskisi gibi olamıyoruz” şikayetleri başlıyor ve genişleyerek devam ediyor. “Evliliğimin ilk günlerinde olduğu gibi eşim bana değer vermiyor, beni anlamıyor, eskisi gibi bir araya gelip konuşamıyoruz, artık onun benden daha önemli meşgaleleri var. Eve geç geliyor; gelince vaktini televizyon veya bilgisayar karşısında geçiriyor. Bazen konuştuğumuz kelimeler bile çok sınırlı; evde iki yabancı gibiyiz” diyen eşler duygusal iletişimlerinin zamanla azaldığına vurgu yapıyorlar.

Problemler bir günde oluşmaz

Konuşmanın sadece duyguların bir yansıması olduğunu söyleyen Evlilik Psikoterapisti Doç. Dr. Armağan Samancı, duygusal olarak iyi anlaşan çiftlerin konuşmalarının az ya da çok oluşunun fark etmeyeceğini belirtiyor. Evlilikteki problemlerin bir günde oluşmadığına dikkat çeken Samancı, en başından beri tarafların kendilerine ait olumlu ve olumsuz yönlerini ilişkiyle birlikte geliştirdiklerini anlatıyor. İlişkide çıkabilecek problemlerin oluşumunu fark etmek, büyümesine izin vermemek ve çözümü için hep adım atmak gerekir. İki ayrı insanın yan yana gelmesi kendi içinde uyumsuzluklar, tartışmalar oluşturabiliyor ancak bunlar göz ardı edilip halının altına süpürülmediği sürece çok da önemli sayılmaz. Yeter ki, ciddiye alınıp çözülmeye çalışılsın.

Her ortamda saygıya ağırlık verilmeli

Evlilikte hayatı paylaşmanın yanı sıra duygu ve düşünceleri de paylaşarak eşlerin birbirlerine her fırsatta değer verdiklerini göstermesi yuvanın temellerini sağlamlaştıran, duyguları tazeleyen önemli bir etken. İş hayatı ne kadar yoğun olsa da erkek hanımının beklentisine cevap vermek için gayret etmeli. Hanım da çalışıyorsa iş dönüşü çalışmıyorsa ev işlerinden yorgunluk ve bezginlik ifadesi göstermekten kaçınarak eşine sevgi ve saygısını göstermeli. Duygusal iletişimin kuvvet bulduğu evlilikler, öteler alemine de temel atar. Efendimiz (s.a.v.) eşiyle vakit geçirmenin, eşinin ağzına bir lokma vermenin bile sadaka yerine geçtiğini buyururken eşler arası diyaloğuna verdiği önemini işaret eder.

Evlilik nişanlılıktaki üslupla devam etmeli

İletişim uzmanı ilahiyatçı yazar Selman Kuzu ise evliliğin nişanlılık dönemindeki gibi devam etmesi gerektiğini belirtiyor ve ekliyor: “Erkek kadını veya kadın erkeği anlamaya çalışmıyorsa iletişimden söz etmek mümkün değildir. Burada eşlerin birbirini anlamaları sadece söylenen sözleri anlamak değildir. Sözün arkasındaki duyguların, düşüncelerin anlaşılması, tasavvur edilmesi gerekir. Gerçek anlamda samimiyetle eşler birbirleri ile konuşuyor, dinliyor, anlıyorsa o zaman sağlıklı bir iletişim var demektir.”

Eşlerin anlaşamadıkları meselelerde konuşurken nefislerini, kendi çıkarlarını bir kenara iterek hakikatin sözcüsü olmaları gerektiğinin altını çizen Kuzu, şöyle devam ediyor: “Konuşurken hakaret etmek asla iletişim değildir. Sözün de bir edebi vardır. Sözün tesir etmesi için kalpten çıkması gerekir.”

Peygamberimiz, eşler arasında tartışma olduğu vakit bu tartışmayı sona erdiren eşe Allah’ın cennetten bir köşk vereceğini belirtiyor. Bütün meseleler istişare ve müzakere ile çözülebilir. Konuşurken öfke mutlaka kontrol altına alınmalı, evlilik nişanlılıktaki üslupla devam etmelidir.

Sahip olunanlarla yetinmesini bilmeli

Farklılıkları olumsuz görmek evliliği işkenceye çevirmek için yeterli bir sebep. Sonuçta herkesin eksik ve kusurlu bir yanı olduğunu kabul etmeliyiz. Sahip olduklarıyla yetinmenin tadına vararak, yuvasını Efendimiz’in (s.a.v) övdüğü saadet bahçesine çevirmenin gayretine düşen, olumsuzluklardan hayırlar çıkarmayı başaranlara ne mutlu…

 

Necla GÜNAY

Yazı kategorisi: Aile & Çocuk, Yaşam | Etiketler: , | » yorum bırak;

Evlilikde Övgü Ve Takdir Çok Önemli

Yazan: huseyinsaglam 21 Haziran 2009

Çekingen kişiler cesur olmayı dilerler, başarısı olanlar başarılı olmayı, düzensiz olanlar düzenli olmayı, takdir görmeyenler takdir görmeyi, sevilmeyenle de sevilmeyi isterler.

İnsanlar iki çehreden oluşurlar. Birincisi kendileri, ikincisi de olmak istedikleri kişidir. Çekingen kişiler cesur olmayı dilerler, başarısı olanlar başarılı olmayı, düzensiz olanlar düzenli olmayı, takdir görmeyenler takdir görmeyi, sevilmeyenle de sevilmeyi isterler.
 
Eşlerin birbirlerine karşı tutumu bundan farklı olmalıdır. Yani bir hanım, kendi düzensizliğinden şikayetçi olabilir ve değiştirmeye çalışabilir ama, eşinin düzen anlayışını değiştirmeye kalkışmamalıdır. Aynı şekilde bir bey, prensiplerine uymada gevşeklik göstermekten şikayeçi olabilir ve daha katı yollar deneyebilir ama, eşinin kendi prensipleri olmasında da saygı duymayı bilmelidir.
 
Hülasa, eşlerin görevi, diğer insanlarla kıyas etmeksizin, birbirlerinin, olmak istedikleri insan olmasına yardımcı olmaktır. Bu da tasdik etmekle, desteklemekle, teşvik etmekle, övgüyle olur.
 
Eğer her kusura, abartarak bir de siz ekleme yapıyorsanız, eşiniz sizin olmasını istediğiniz kişilikle kendi istediği arasında kala kalacaktır. Dünyada eşi tarafından övgü ve takdir görmeye karşı koyabilecek bir kişi bile yoktur. Eğer biriyle evlenmiş iseniz, dünyada fikirlerine en çok değer verdiğiniz, en çok takdir ettiğiniz, en çok etkilendiğiniz, en çok benzemek istediğiniz kişi eşinizdir demektir. Ya da öyle olmalı, yani en çok eşinizin düşüncesine ehemmiyet vermeli, en çok onun sözüne değer vermeli, en çok onu takdir etmeli, en çok onu beğenmelisiniz. Bu en çok değer verdiğiniz kişinin dilinden dökülecek “ olağan üstüsün, seninle gurur duyuyorum, seninle evli olduğum için çok mutluyum” sözlerinin sizi ne kadar etkileyeceğinizi bir düşünün. Büyük bir enerjiyle dolarsınız. Bu sözleri hanımından işiten bir bey, uçan kuşu yakalayacak kadar çevik, hanım ise her sıkıntıyı göze alabilecek kadar sabırlı olacaktır.
 
Maalesef, var güçleriyle, eşlerini olmadıkları kalıplara sıkıştırmaya çalışan kişilerin evlilikleri de, içine sığamayacakları kadar daralır, öyle ki kimse nefes alabilecek yer bulamaz. Dünyaya gelirken hepimiz, kendi şahsiyetimizi de yanımızda getiriyoruz. Evlendiğimiz yaşa gelemden çok daha önce yani 4-5 yaşlarında karakterimiz olgunlaşıyor. Alışkanlıklarımızı ise ergenlik dönemi boyunca ediniyoruz. Evlenme çağına gelindiğinde ise artık tam anlamıyla kemikleşmiş karakterlere sahibiz demektir. Bu denli sert bir yapıya müdahale, ancak ondan daha sert davranışlarla, ezip kırarak yapılabilir. Eşlerin birbirlerini beğenmeyerek, değiştirmeye çalışmaları da işte böyle bir tesire neden olur. Beyleri değiştirmeye çalışan hanımlar, kısa bir süre sonra eşlerinin kendilerinden uzaklaştığını yada başarısızlıkların ardı arkasının kesilmediğini göreceklerdir. Hanımlarını değiştirmeye çalışan beyler ise ya saldırgan,kavgacı bir eşe yada kişiliğinden uzaklaşmış, kendisi gibi olmaktan vaz geçmiş, bir başkasına benzemeye çalışan silik ev arkadaşlarına sahip olacaktır.
 
Hiç bir hanım evinden uzaklaşan bir eşe sahip olmak istemeyecektir. Hiç bir bey de yaratılırken kuşandığı haklardan eşini vaz geçmek zorunda bırakarak, çocuklarının eksik eğitilmesine razı olmayacaktır. En önemlisi insana saygı ve merhamet ilkesinden yola çıkarak, en aziz varlığı olan eşlerinin haklarını ihlal etmek istemeyecektir. Eşler birbirlerinin yaşam haklarına, kişiliklerine, tercihlerine, düşüncelerine, önceliklerine, ideallerine, duygularına, farklılıklarına, zevklerine, özelliklerine, kendilerine duyulmasını istediklerinden çok daha yüksek bir oranda saygı duymalı. Eşimizden göreceğimiz saygının, aile içinde elde edeceğimiz saygınlığın temelinde bu vardır. Halkını sömüren ve haklarını çiğneyen diktatörleri ne onlar yaşarken ne de dünyadan yıkılıp gittikten sonra kimse sevip takdir etmemiştir.
 
Unutulmamalı bir insan itilip kakılarak değil, ancak teşvik edilerek ilerleyebilir. Övülmek, takdir edilmek insanların gerçek kıymetini ortaya çıkaran yöntemlerdir. Bunları uyguladığımızda elimizle yontup şekillendirmeye çalıştığımız bir eşe değil de mutluluğu paylaştığımız, kendisinin olmak istediği kişiliğe sahip, onurlu bir eşe sahip oluruz.

Yazı kategorisi: Aile & Çocuk, Yaşam | Etiketler: , | » yorum bırak;

Çocuklar mutlu yaşamı öğretiyor

Yazan: huseyinsaglam 21 Haziran 2009

Çocuklarımıza hayatı biz yetişkinlerin öğrettiğini düşünürüz. Ama bizlerin de çocuklarımızdan öğrendiğimiz pek çok şey olduğunu biliyor muydunuz?

 

Onlar bizim başlangıçtaki, yani yolun başındaki hâlimiz; bizim kadar tecrübeli olmayabilirler, ama hayatı bizden daha iyi ve daha kaliteli yaşadıkları kesin. Onlar her ânı, geçmiş ve geleceğin sıkıntılarından uzak, doyasıya yaşıyorlar. Mutlulukları bizim gibi şartlara bağlı değil, mutlu olmak için sebep aramıyorlar.

 

Çocuklar nasıl bu kadar mutlu olabiliyorlar? Bildikleri ya da bilmeden yaşadıkları mutluluğun formülü ne olabilir?

 

Belki de bu sırlardan ilki, çocukların sebepsiz yere mutlu olabilmeleridir. Onların mutlu olmaları için kocaman değişiklikler olmasına gerek yoktur, bir kelebeğin uçuşu, bir kedinin miyavlaması bile onları çılgınca mutlu eder. Onlar hayatı ertelemeden, mutluluğu bekletmeden yaşarlar. Eğer yürüyebiliyorlarsa ve koşabiliyorlarsa bu bile onlar için yeterli bir sebeptir. Kendi kendini mutlu edebilme yeteneğini çocuklarımızı taklit ederek ve onları dikkatli bir şekilde gözlemleyerek öğrenebiliriz. Onlar bizi model alarak büyüyorlar; biz ise onları taklit ederek içimizdeki çocuğun keyifli neşesini yakalayabiliriz.

 

İkinci sır, sürekli meşguliyet içinde olmalarıdır. Onlar için hayat uyandıkları anda başlar, yani gözlerini açtıkları an. Yatakta oyalanmak ve vakit geçirmek onlar için zaman kaybından başka bir şey değildir. Boş durmayı sevmezler, sürekli yaptıkları hareket onlara yaşadıklarını hissettirir. Harcadıkları enerjiyle birlikte bütün olumsuzlukları da dışarıya akıtırlar. Harcanmayan enerji nörotik kişiliklerin oluşumuna zemin hazırlar. Bu yüzden sürekli engellenen, hareketleri kısıtlanan çocuklar daha agresif ve daha problemli kişilikler geliştirirler.

 

Meşgul olmak yetişkinler için de çoğu zaman psikolojik bir tedavi metodudur. Üreten ve sevebilen insan mutlu insandır. İnsan bir şeylerle meşgul olurken, problemlerinin girdabından uzaklaşır. Onların karanlığından üretirken uzaklaşır ve kendine bir ışık, bir çıkış yolu bulur. Hayatı keşfeden, onu hayretle seyreden, aslında onda üretebilecek bir şeyler bulabilendir. Yaparken mutlu olan, mutlu olduğunu da yapmaya devam eder; aynı, çocukların sürekli, hiç bıkmadan oynadıkları oyunlar gibi…

 

Üçüncü sır ise, istedikleri konusunda ısrarcı olmalarıdır. Ne istedikleri ya da neyi istemedikleri konusunda çocuklardan daha kararlı olan var mıdır? Çocuklar dualarında ısrarcıdırlar. Bazen abartsalar da, taleplerini uykuları bile unutturamaz. Bu asrın insanı için, asıl sorun da bu değil mi? Ne istediğini bilememek. Ne istediğini bilememek ve duasında ısrarcı olamamak.

 

Çocuklar bu işin sırrını çözmüş gibiler… Çocuk eğitimi ile ilgili bilgileri tarafların yerlerini değiştirerek tekrar planlarsak, biz yetişkinlerin onları model alarak öğreneceği çok şey var. En azından kaliteli bir hayat için.
 

Banu Yaşar

Yazı kategorisi: Aile & Çocuk | Etiketler: | » yorum bırak;

Aile saadetini kazanmanın yolları

Yazan: huseyinsaglam 21 Haziran 2009

İnsanlık denilen ve dünyanın dört bir yanına yayılan bu büyük ağacın çekirdeği ailedir. Neden aile üzerinde bu kadar çok duruyoruz?

Çünkü bir aile en az iki kişiden oluşur. İnsan problem üreten bir mekanizmadır. Bu sebepten aile fertleri durup dururken problem üretirler ve ailenin huzurunu bozarlar. Aile fertleri fizik, kimya, astronomi bilebilir, ama aile huzuru nasıl temin edilir, bunu bilmeyebilirler veya beceremezler. Almanya’da bir kadın yanıma geldi. “Kocam beni bıraktı, Alman bir kadınla evlendi.” dedi. Dedim ki: “Kardeşim, sen de kadınsın o da kadın. Niye seni bırakıp onu alıyor? Bunu araştırdın mı?” “Hayır” dedi. Halbuki mesut olmak, ilim ve sanat işidir. İnsanlık tarihi boyunca mesut olanların sayısı çoktur. Demek ki bizim de mesut olma ihtimalimiz var. Yine bir gün bir hanım geldi dedi ki: “Kaynanam bana büyü yaptı, kocam beni sevmiyor. Ne yapayım?” Kendisine kalem kâğıt verdim, “yaz” dedim. Dedi ki, “Türkçe nuska olur mu?” “Allah her yazıyı bilir.” dedim ve yazdırdım.

1– Kocanı tenkit etmeyeceksin.

2– Çocuğunla meşgul olduğun kadar kocanla da meşgul olacaksın.

3– Kocanın akrabalarına iyi davranacaksın.

4– Dargın durmayacaksın.

Dedi ki: “Ben bunları yapsam kocamla aram düzelir.” Kardeşim büyü müyü gibi lafları bırakın, yanlış hareketler büyüden daha kötüdür. Aile kavgaları daima basit şeylerden çıkar. Mesela çoraplarını atma, yemek hazır değil gibi basit şeyler kavgaya sebep olmaktadır. Büyüklerimiz derdi ki, eşlerden biri taş ise diğeri toprak olmalı. Allah’ın rahmetinden yani yağmurdan en çok faydalanan topraktır. Toprak gibi alçakgönüllü olan yağmura da vesile olur.

Bir tanesi dedi ki: “Fedakârlıkların bütününü kadınlardan beklemeyin.” Fedakârlığı kadından beklemiyoruz, fazileti kadından bekliyoruz. Çünkü kadın anadır, bacıdır, baş tacıdır. Kız çocukları Allah’ın emanetidir. Aile saadeti en büyük hazinedir.

Aile fertleri birbirine üstünlük taslamamalı. Şeker çayda nasıl eriyor, ona tat veriyorsa aile üyeleri de aile bütünlüğü içinde öyle erimeli ve hayat tatlanmalı. Sarmaşık demiş ki: “Allah’ım ben çok zayıfım, ayakta duramıyorum.” Her sarmaşık bir ağaca sarılır, hayatlarını beraber devam ettirirler. Hayat yardımlaşmadır. Bulutun toprağa, toprağın ağaçlara, ağaçların canlılara yaptığı hizmeti düşünürsek hayatın yardımlaşma olduğu daha iyi anlaşılır.

Hadis–i şerifte mealen şöyle buyruluyor: “İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olandır.” Bunu aile planında düşünürsek, eşlerin en hayırlısı eşine faydalı olandır. Bir kadın kocası kendisinden razı olarak ölürse cennete girecektir. Kadın da kocasından memnunsa koca sevap alır. Çünkü Allah’ın emanetine sahip çıkmıştır.

 

Bir ağaç, binlerce hücreden meydana gelir. Ağacın kökü, gövdesi, yaprakları, çiçekleri meyve için seferber olur. Bu fiili dua için Allah kocaman ağacı çekirdeğinin içine yerleştirir. Ağaç bir kitapsa çekirdekler o kitabın noktalarıdır. Her noktada kitap yeniden yazılmış. Hiçbir şey başıboş değildir. Bir ailede kavga varsa o ailede İslami anlayış çok noksandır. Kavgasız bir dünyayı herkese tavsiye ederiz. Duamız bu yöndedir.

Hekimoğlu İsmail

Yazı kategorisi: Aile & Çocuk, Yaşam | Etiketler: , , | » yorum bırak;